uluhatun

Blog

RSS
  • Kalan zaman yenileniyor

    Dez 30 2008, 14h26

    Sadece bir aşınmadan ibaret olsa da zaman inatla önemsiyoruz ve çılgınca tüketiyoruz. Israrla öldürmek istiyoruz gerekli, gereksiz uğraşlarımızla ve hep bir şeyleri bekleyerek, bir şeylere ulaşmaya çalışarak yitiriyoruz onu. Saniyelerle kaçırdıklarımız için üzülürken bazen saatleri, günleri hatta yılları silip geçiyoruz acımasızca.

    Günler haftalar öncesinden beklenen ve saniyelik bir geçişle sadece bir köprü olan yılbaşı da bir yıpranmadan ibaret aslında. Bu bağlantı kişisel bir değerlendirme yapmak için fırsat olabilir belki de.

    Ben kendim içimde yaptığım bir değerlendirmeyi paylaşmak istedim yılbaşı için. Kişinin acı, özlem, aşk, yalnızlık, mutluluk gibi tüm duyguları yaşaması gerektiğini savunmanın ötesinde hepsini yaşadım bir yıl içinde. İstemediğim bir işi yapmanın verdiği sorgulamalardan sonra, kendimi kollarına attığım fotoğraf tutkusunu yaşatmaya çalıştım. Ve şuan yaptığım işi tercih etmemi sağladı bu istek. sıkıldığım Çılgın kalabalıktan doğduğum yere sığınarak uzak durdum. Çocukluğumun geçtiği ama artık ben olarak dönmediğim kasabamda daha fazla keşfettim kendimi. Düşündün, düşündüm hep düşünerek geçirdim gürültüsüz sesli günlerimi. Hissederek yaşamak, kendini yaptıklarınla anlamak diyerek hep iç sesime kulak verdim. Ve bu bana sahip olduğum güzel duyguların hala yerinde olduğumu hissettirdi. Bir tavsiyeyle izlediğim ‘özgürlük yolu’ yeni hayaller kurmamı, yeni keşifler yapmamı ve doğayı kendi adıyla sevmemi sağladı. Anladım o an zamanın ne kadar önemsiz, gerçek anlamıyla yaşamanın ne kadar önemli olduğunu yine. Çevremdeki insanlarla konuşamamak, bir sohbet imkanı sağladığım kişilerin değerini bilmemi sağladı. Konuşabilmek ihtiyacının, anlama ve anlaşılmada frekansın ne kadar önemli olduğunu kavradım.

    ‘Her an her şey olabilir’ sloganını tekrarlarken yeni bir şehirde, yeni bir işte ve yeni bir hikayede buldum kendimi. Her şey sildi süpürdü kendini ve başı hep ‘yeni’ ile başlayan cümleler kurmaya başladım. Çılgınca kutlamalarla karşılanan ama aslına ilk olmayıp sadece eskisinin yenilendiği yılbaşı gibi, ben de hiç farklı bir ben olmadım ve sadece kendime eklendim bu süreçte. Ve yıl’a yine aşınarak giriyoruz, tekrar yenileniyoruz inatla ‘hayat’ dercesine.
  • 'kalbimi vatanıma gömün'

    Set 11 2008, 12h29

    'biz bu topraklarda yaşarken tanrının sedece kızılderilileri yarattığına inanırdık, beyaz adamla tanıştıktan sonra bu toprakların sadece bizim olmadığını gördük ve beyaz adamla birlikte yaşamamız gerektiğine inandık'

    diyordu kızılderili beyaz adamın zulmüyle karşılaşmadan önce, sonrarısını biliyoruz zaten.

    peki 1900lü yıllardan çıkıp günümüze gelince değişen ne oldu, tüm ülkeler yerlerini aldılar, tüm pis milletleri haritadan silip dünyayı huzura kavuşturdular mı! üstünde hiç hakkımız olmayan topraklara sahip olma isteği, büyüme hırsı bizi nereye götürüyor. sinsice yaklaşan güçler bir gün bizi de alacak bu hak etmediğimiz bizim olmayan topraklardan. ilkel olarak değerlendirdiğimiz milletlerden ne kadar doğru bir hayat yaşadıklarını bilerek katledilmesine göz yumuyoruz. aslında ne kadar ilkelsek o kadar mutluyuz, çağdaşlık olarak değerlendirdiğimiz hırslarımız her geçen gün cehalete çekiyor bizi. kızılderilerin çığlıkları şarkı olmuş kulağımızda, elimiz ceplerimizde ıslık çekerek yürüyoruz hayata...