Sun 27 Jul – Metallica, Down, The Sword, Pentagram
Hangi konuyla başlayacağımı bilemedim. İlk olarak Güngören’e değinmem gerekiyor galiba. Biz orada eğlenirken onlarca kişiye cehennem olan olayda parmağı olan herkese acil akıl sağlığı diliyorum, yakınına zarar gelen herkese de başsağlığı ve geçmiş olsun. Bu olayın gölgesinde konser yorumu yazarken karışık duygular içindeyim, ama bir yanım da masum insan canına kıyan bu zihniyete geçit vermemenin en doğru yolunun acıyı içimize atıp, hiç bir şey olmamış gibi günlük hayatımıza devam etmek olduğunu söylüyor. Bu sese kulak veriyorum, umarım yanlış anlaşılmam.
Konser Organizasyon
Organizasyonu yapanlara teşekkür, birkaç ufak detay dışında bir kusurlarını göremedim.
Sahnenin alçaklığı belki en önemlisi, hatta sırf bu yüzden bile bir önceki sözümü geri alabilirim.
Bir tanesi etsiz yiyecek olmamasıydı. Et yemeyen biri olarak biraz aç kaldım, ama çok trajik değildi. Metallica açlığı unutturabilen bir grupmuş.
Değinmeden geçemeyeceğim, tam konserden önce çıkan, af edersiniz, “dallama”ydı. Konsere gelen yabancılara, bilmedikleri dilde laf atması komik olmadığı gibi, olaya Şişli Belediyesi ve Mustafa Sarıgül’ü karıştırması da hiç yakışık almadı. Yok, bir dahaki sefere daha büyük bir stadın yapılmasıymış. Daha büyük stad yok çünkü halihazırda İstanbul’da, Metallica Sayın Sarıgül’ü bekleyecek. Oldu. Şimdi bir dahaki seçimde tüm oylarımız Mustafa Amcaya. Başa o gelirse U2’yu da getirecek, Radiohead’i de. Hatta Rage Against the Machine Diyarbakır’da çıkacak. Bu izleyici de yedi.
Sahne önünün gereksiz büyük olması ve saha içinin sahneye en yakın yerinin de hiç alışmadığımız şekilde uzak olması da değinilmesi gereken bir kusurdu kanımca. Belki bundan sonra kaç metreden izleyeceğimizin önceden belirtilmesi ve sonradan ek yer açılmaması adil bir çözüm olacak.
İETT’yi ek sefer koymadığı için ayrıca kınamak gerek sanırım. Onca kişi Taksim’de dolmuş kuyruğu oluşturdu, otobüslerde birbirine yapıştı. Ayıp.
Ön Gruplar
Pentagram’ın ismi afişlerde en büyük yazıldığından, son onlar çıkar diye düşünüp, grupların çıkış sırasını araştırmamıştım. Hata etmişim: Son 3 parçalarına yetiştim. Sword ve Down’un bazı parçalarını konser haberini okuduğumda dinlemiş, ikisini de ön grup olarak uygunsuz bulmuştum. Sword’ü dinlemeden geçiştirebildim, ama Down'da bulunmak durumunda kaldım. Bir Monster Magnet konserini iyi eminim çok iyi ısıtırlar, ama Metallica onlar için doğru adres mi, bilemedim.
Metallica ile İlişkim
Konsere geçmeden Metallica ile ilişkimi yazma gereği duydum: 21 yıllık Metallica dinleyicisiyim. İlk albümlerini, çekim kasetlerden dinlerdim. “...And Justice for All” çıktığında orijinal kasedini almıştım. CD’ler yeni yeni yayılmaya başlamıştı. İlk CD’lerimi ABD’de kalan bir arkadaşıma sipariş etmiştim, 12 CD’lik o ilk paketin içinde “Kill ‘em All” da vardı. İlk CD çalarımı almadan birkaç hafta bekledi o CD’ler.
Metallica’nın benim için doruk noktası “...And Justice for All” albümüdür. Belki en çok dinlediğim albümlerden. Sonra “Kill ‘em All” ile kopardık. Okulda “Seek and Destroy” ve “Jump in the Fire”ın girişlerini göstermişti biri, hala çalarım gitarda.
TV’de “Until It Sleeps”i izledikten sonra Metallica’nın yeni albümü çıktığını öğrenmiş (tabii, o sırada internet yok) ve hemen koşup albümü almıştım. “Until It Sleeps”ten çok etkilenmiştim, ama evde “Load”u dinlerken yakın bir akrabamı kaybetmiş gibi hissetmiştim. Birçok sevdiğim grup bazı albümlerle beni hayal kırıklığına uğratmıştır, ama müzik hayatımın en büyük hayal kırıklığı büyük farkla hala “Load”dur. “Reload” zaten adıyla bana “bende de bir şey bekleme” diyordu. “St. Anger” ise bir efsanenin ne kadar küçülebileceğine bir numaralı örnekti. Arada çıkardıkları genişletilmiş “Garage Days”deki hiçbir parça kendi klasiklerinin yanına bile yaklaşamamış, hatta bazı ucuz sözlü parçalarla tarzlarına da leke sürmüşlerdi. “S & M” performansları da aceleye gelmiş hissi vermiş, “o parçalarla bunun ötesinde neler neler yapılabilirdi” duygusunu yerleştirmişti.
Ama ilginç bir şekilde kötü albümler çıkarsa da Metallica çok iyi parçalar yapmaya devam ediyordu: “Until It Sleeps”, “The Memory Remains”, “The Unforgiven II” ve “Görevimiz Tehlike”ye yaptıkları “I Disappear” ufak umut ışıklarıydı. Hatta albüme inat "St. Anger" parçası, onu sevmemek için içine girdiğim çabayı boş çıkarmıştı.
Sonra bir yerden yeni albüm haberleri geldi: Yeni albümün tarzı “Master of Puppets”e yakın olacakmış. Nereden duydum, doğru mu bilmiyorum. Ama “Mumya’nın Dönüşü” filmi geçti kafamdan. Sevindim. Sonra konser haberi. Sonra konser “setlist”leri: Eskilere dönüş, yenileri çalmama. (Bizim konserde son 3 stüdyo albümlerinden tek bir parça çaldılarsa lütfen düzeltin beni.) Tamam dedim bu konsere giderim. 1993 ve 1996 ya da 1998 konserlerini de İstanbul’da olmadığım için kaçırmış biri olarak iyi bir fırsattı.
Metallica’nın bu arada ilk etapta “trash metal” yada “heavy metal” gurubu olarak lanse edilmesine içerliyorum. Metallica benim gözümde “progressive metal”in ilk ciddi temsilcisidir. İlk albümleri, çıktıkları zamanın çok, ama gerçekten çok ötesinde şeylerdi ve Iron Maiden dışında onlara yaklaşan da yoktu. “Kill ‘em All” ile ilk devrimi yapmış, herkese “nassı yani yaa” dedirtmiş, “Ride the Lightning” ile ise eminim birçok grubun müziği bırakmasına neden olmuşlardı. Sonraki iki albüm o formülün mükemmelleştirilmesiydi. “Black Album” ile de “popüler olabilen bir progressif müzik” ile hem eski hayranlarını mutlu etmiş, hem de dünyanın en büyük metal grubu tahtına oturmuşlardı. (Sonrasını zaten yukarıda yazdım kronolojiye bakmadan.)
Metallica Konseri
Şarkı Seçimleri
Eski bir Metallica dinleyicisini çok memnun edecek bir “setlist” vardı. Önceki konserlerinde araya hiç yakışmayan 2-3 parça sokuyorlardı, umarım İstanbul’da bu olmaz dedim. Ne yazık ki uzatmada “Last Caress” gibi bir işkenceye maruz kaldım. “I raped your mother today / I killed your baby today” ne kadar Metallica’ya uzak bir düzey. Nasıl böyle bir şarkıyı çalarlar, yayınlarlar, sonra da bu turneye dahil ederkler, hala hayretler içindeyim. Neyse ki “So What” ve “Fuel”dan kurtulmayı başaran şehirlerdeniz. Arada yalnız bilmediğim, bilmek istemediğim ve çıkacak albümden olduğunu düşünmek istemediğim bir parça vardı, “setlist”i görünce eklerim ismini, o da battı. O kadar klasik arasında 2 tane çürük elma. Kaynadı gitti.
Sahne Performansı
Konserden çıkarken karışık duygular içindeydim: Bir yanım hayal kırıklığına uğramıştı, bir yanım ise büyük keyif almıştı. James’in içtenliği başta çok güzel gelmişti, sonra abarttığını düşündüm, sonra tekrar içten buldum. Çalarken keyif aldıklarını gördüm. “Kill ‘em All” sonrası 20 yaşlarına bile gelmemiş çocukların şevki ve acemiliği ile çaldılar. Sanki o yaşlarına geri dönmüş gibi: Parçaları orijinalinden çok hızlı çaldılar ve bu bir dolu ritim kaçırmalarına neden oldu. Ama hiç bozuntuya vermediler ve aynı şevkle çalmaya devam ettiler. Bir yandan bu hıza ne gerek vardı dedim bazı parçalarda, bir yandan da sanki 80’lere döndüm ve ergen çağlarında onları canlı izlemiş gibi hissettim kendimi.
Kirk Hammett Metallica’yı sevme nedenlerimizden birini çok güzel hatırlattı: Kendilerini ezberletecek kadar şarkıların parçası olan sololar. Öyle ya, bazı parçaların sözlerini nasıl ezbere biliyorsak, sololarını da ezberlemişizdir. Bu çok büyük bir başarıdır. (Metallica dışında bana solo eberleten bir tek Guns n’ Roses vardı.) Solo derken, parça içinde hızlı çaldığı şeylerden bahsetmiyorum sadece, girişlerde, çıkışlarda yavaş çalınanlar da sololara dahil.
Yeni basçıya ısınamadım. Onları “St. Anger” tuzağına düşürenlerden olduğunu düşündüğümden belki. Ama sahnede de bu gruba hiç yakıştıramadım. Acaba tersini düşünen var mı?
"One"dan önceki savaş imitasyonu kayda değer tek orijinal efektti.
Seyirci
Özellikle 93 konserinde tüm şarkılara eşlik eden bir topluluktan bahsedilmişti. Bu akşam için bunu söylemek olası değildi derim. O açıdna üzüldüm ve 93 konserini tam olarak telafi edemediğimi hissettim.
Belki yeni albüm dehşet olur ve o konsere gelenler tekrar teşrif ederler. Sanki gelecek yıl tekrar gelecekler gibi geldi.
Özetle, “Metallica’yı en büyük klasiklerini çalarken canlı gördüm” diyebiliyorum, ama “daha iyisi de olabilir” diye düşünüp, bomba gibi bir albüm bekliyorum. “Load” ve sonrası hiç olmadı, zaman benim için orada durdu. Şimdi “Black Album”den sonraki albüm yayınlanacak ve tekrar bizi mest edecekler. Sonra da turnesi... Amin