• 100 ÖLÜMSÜZ TÜRK MÜZİSYEN ( 100 IMMORTAL TURKISH MUSICIANS)

    Set 17 2009, 20h44 por selcukalhan

    100 ÖLÜMSÜZ TÜRK MÜZİSYEN ( 100 IMMORTAL TURKISH MUSICIANS )



    (All lists in www.selcukschoices.blogspot.com - Tüm listeler için www.selcukschoices.blogspot.com)

    1. Dede Efendi
    2. Itri
    3. Tamburi Cemil Bey
    4. Aşık Veysel
    5. Sadettin Kaynak
    6. Münir Nurettin Selçuk
    7. Hacı Arif Bey
    8. İdil Biret
    9. Bülent Ortaçgil
    10. Erkin Koray
    11. Selahattin Pınar
    12. Kemani Tatyos Efendi
    13. Erkan Ogur
    14. Neşet Ertaş
    15. Abdülkadir Meragi
    16. Sezen Aksu
    17. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres
    18. Mesut Cemil
    19. Fikret Kızılok
    20. Ulvi Cemal Erkin
    21. Leyla Gencer
    22. Orhan Gencebay
    23. Zeki Müren
    24. Müzeyyen Senar
    25. Cem Karaca



    26. Cemal Reşit Rey
    27. Ahmet Adnan Saygun
    28. Fazıl Say
    29. Kani Karaca
    30. Hasan Cihat Örter
    31. Aşık Mahzuni Şerif
    32. Necdet Yaşar
    33. Zekai Dede Efendi
    34. Şükrü Tunar
    35. Hafız Burhan
    36. Ergüner Topluluğu
    37. Yesari Asım Arsoy
    38. Niyazi Sayın
    39. nayi osman dede
    40. Neyzen Tevfik



    41. Muhlis Sabahattin Ezgi
    42. Refik Fersan
    43. Rahmi Bey
    44. Şevki Bey
    45. Muhlis Akarsu
    46. Ercüment Batanay
    47. Ömer Faruk Tekbilek
    48. Udi Hrant
    49. Mustafa Kandıralı
    50. Zeki Duygulu
    51. Tanburi Mustafa Çavuş
    52. Yorgo Bacanos
    53. Teoman Alpay
    54. Ruhi Su
    55. Safiye Ayla
    56. Bimen Şen
    57. Hafız Post
    58. Yusuf Nalkesen
    59. Alaeddin Yavaşça
    60. Moğollar



    61. Muammer Sun
    62. Muallim İsmail Hakkı Bey
    63. Muzaffer İlkar
    64. Şekip Ayhan Özışık
    65. Sadi Işılay
    66. Hacı Faik Bey
    67. Şerif Muhiddin Targan
    68. Ayla Erduran
    69. Hüseyin Sadettin Arel
    70. Yalçın Tura
    71. Rıfat Bey
    72. Cinuçen Tanrıkorur
    73. Selahattin Altınbaş
    74. Selahattin İçli
    75. Fahri Kayahan
    76. Üçüncü Selim
    77. Nida Tüfekçi
    78. Aka Gündüz Kutbay
    79. Okay Temiz
    80. İsmet Nedim Saatçi
    81. Selim Sesler



    82. Suna Kan
    83. tanburi ali efendi
    84. Sabahat Akkiraz
    85. lemi atlı
    86. Kazancı Bedih
    87. Reşat AYSU
    88. Kadri Şençalar
    89. Ali Ekber Çiçek
    90. Avni Anıl
    91. Şakir Ağa
    92. MFÖ
    93. Şerif İçli
    94. Selahattin İnal
    95. Ezginin Günlüğü
    96. İlhan Usmanbaş
    97. Yeni Türkü
    98. Mercan Dede
    99. Pentagram
    100. Baba Zula-Zen
  • Orhan Gencebay Coverları

    Jun 18 2009, 2h05 por divanist

    Orhan Gencebay parçalarının vb. formlardaki bazı coverları:

    Ayyuka - Ümitsiz Aşk:




    Kolpa - Bir Teselli Ver:




    Deja-Vu - Sevemedim Karagözlüm:




    Erkin Koray - Hor Görme Garibi:



    Erkin Koray - Koca Dünya:



    Haluk Levent - Kaderimin Oyunu:



    Metropolis - Hatasız Kul Olmaz:



    Grup Bent - O Benim:



    Grup Dem - Ya Evde Yoksan:



    Gripin - Batsın Bu Dünya:





    Özlem Tekin - Koca Dünya:



    Gökyüzü - Hatasız Kul Olmaz:



    Ama bence gelmiş geçmiş en süper Orhan Gencebay cover'ı şudur :)):
    Asya - Batsın Bu Dünya:




    ----
    60ların sonundan itibaren bugüne kadar 200'den fazla sanatçı Orhan Gencebay'ın birçok parçasını hafif batı müziği, pop, rock, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, serbest çalışmalar, rap-hiphop ve tekno remix de dahil olmak üzere çok çeşitli formlarda yorumlamıştır.

    Yurtdışındaki (Yunanistan, İsrail, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya, Amerika) çoğuna ulaşamadığımız Gencebay coverlarını da katarsak, Gencebay şarkıları okuyan sanatçı sayısının 300'e yakın olduğunu tahmin ediyorum. (Örn: İsrail - Zehava Ben - Dil Yarası(Tipat Mazal), Yunanistan - Notis Sfakianakis - Sevemedim Karagözlüm(Sanazito), Mısır - Hany Shaker - Aşk Pınarı)


    - - -
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Facebook'ta da Varız: http://www.facebook.com/group.php?gid=15242747007
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net

    etiketler: , ,
  • Prof.Dr. Hakan Cevher Gencebay Müziği'ni Anlatıyor

    Mai 28 2009, 21h38 por divanist

    2006 yılında Almanya Duisburg'ta, 2007 yılında ise Türkiye İzmir'de önemli ve ilginç bir konser düzenlendi.

    Almanya Kültürlerarası Müzik ve Sahne Sanatları Enstitüsü (Institut für Interkulturelle Musik und Bühnenkünste - INIMB e.V.) Müdürü sayın M.Alp Ataç yönetimindeki NRW (Nord Rhein Westfalen) Türk Müziği Korosu tarafından, Klâsik Türk Müziği orkestrası eşliğinde ORHAN GENCEBAY BESTELERİ ÖZEL KONSERİ programı yapıldı. Konserde 16 adet Orhan Gencebay eseri Klâsik Türk Müziği formatında yorumlandı.

    Ben de İzmir'deki konserde bulunmuş ve sayın M.Alp Ataç ile konser sonrası ayaküstü konuşma fırsatı yakalamıştım.



    Duisburg'taki konserde söz alan Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Müdürü sayın Prof.Dr. Hakan Cevher, Orhan Gencebay ve müziği hakkındaki görüşlerini aktararak, bazı çevrelere kapak olacak bir konuşma yaptı.


    Alternatif bağlantı: http://tinyurl.com/gencebaymuzigi

    Önemli bir konservatuvarın başındaki bir akademisyenin ve müzikoloğun ağzından çıkan şu ifadeler oldukça vurucuydu:

    -"Bir geleneneksel Türk musikisi korosunun neden Orhan Gencebay eserleri seslendirdiği enteresan bir soru olarak aklınıza takılabilir. Tek cevabı var: Cevabı Orhan Gencebay'ın müziğinde gizlidir."

    -"Orhan Gencebay'ın yaptığı müzik ile arabeskin alâkası yoktur."

    -Orhan Gencebay, bütün müziklerden, bütün sistemlerden ve bütün çalgılardan yararlanma arzusu içinde olduğundan, Arap müziğini de kendi müziğinin içine koymak istemiş olabilir, bu kadar basit.

    Koro şefi M.Alp Ataç ise, böyle bir etkinliği neden düzenlediğini bakın nasıl anlatmıştır:

    BİR ÇOCUĞUN RÛYASI

    İzmir’in pek uzun sürmeyen, suyu seli bol kışları aslında sert geçer. Siz sakın ola ki hava sıcaklığının diğer yerlere göre daha yüksek göründüğüne aldanmayın. Unuttuğunuz hadise ‘nem’dir. Çoğu semti deniz seviyesinde olan bu şehrin ayazı bir vurdu mu, adamın çenesi takırdar.

    Tıpkı diğer şehirlerimizdeki gibi İzmir’de de çoğu ev sobalıdır. Soba, genellikle oturma odasındadır. Kışın oturma odası sıcacık olurken, soğuktan evin diğer odalarına geçmek bile istemez canınız. Çoğu kentimizde olduğu gibi İzmir’in de sokakları genelde dardır. Çocukken size kocaman gelen o sokaklar, her ne hikmetse büyüyünce birden küçülüverir gözünüzde. Oysa sokaklar hep o aynı sokaklar değil midir?

    Yaşım 6-7 civarı… Geçmişimin en güzel günlerinin yaşandığı, anneannemin oturma odası gaz sobalı, şirin mi şirin, her yönüyle samimi, insani ilişkilerin henüz ölmediği, o zamanların geniş sokağındaki evinde, pencerenin önündeki divanda oturmuş, gelip geçeni, daha doğrusu yağmur ve ayazdan kaçıp bir an önce evlerine ulaşmak isteyenleri yarı uykulu gözlerle seyre dalmışım. Cemal Dayımın Gencebay fanatizmi doruk dönemlerinde. O zamanlar bırakın CD’yi, daha kaset bile pek yaygın değil. Plâkçalarda bir 45’lik dönüyor: “Aşk pınarı değil, dert pınarıymış bu, kaybettim yarınımı, ümitlerimi...”

    Henüz aşk pınarından bir yudum bile almış değilim, yarın nedir, kaybolan ümitler nedir, bilmem. Bildiğim tek şey, o günlerde kendime model olarak başta babamı, sonra dayımı ve diğer büyüklerimi aldığım. Orhan Gencebay’la ilk tanışmamızı hafızamda o soğuk ve yağmurlu günde bulabiliyorum. Bir de hatırladığım, benim dışarıyı seyrederken uyuya kaldığım ve otomatik plâkçaların aynı şarkıyı defalarca dönmüş olması ki, uyandığımda hâlâ aynı şarkı çalıyordu.

    Nedendir bilinmez, o dönemlerde Orhan Gencebay televizyona, radyoya çıkartılmazdı. Hâlbuki halkın en az % 75’i şarkılarını ezbere bilir, onu sever ve takdir ederdi. Ve eminim ki, onu yasaklayanlar da bu 75’lik dilimdeydi. Yanlış hatırlamıyorsam 1978’i 79’a bağlayan yılbaşı gecesiydi… Anneannemlerin evindeyiz, özellikle dayımda tatlı bir telaş... Bu akşam Gencebay çıkacakmış televizyona. Ben de heyecanlandım. Plâklarını dinlediğim, hatta şarkılarını ezbere bildiğim, o güne kadar sadece resimlerinden tanıdığım Orhan Ağabey’i izleyecektim. Yemekler yendi, tombalalar oynandı, uykuyla savaş halindeyim. Sordum, saat 24.00’den sonra çıkacakmış. Dayım bu tarihi anı en yakın arkadaşıyla paylaşmak istedi. Tevfik miydi, Kâmil miydi..? Bize yakın otururlardı. Ayakkabılarımı bile giymeden terliklerimle takıldım dayımın peşine. Ben de şahit olmalıydım onlarla beraber. Derken beklenen an, o dakikaları hatırladığım şu anda bile kalbim pır pır: “Yarabbim sen büyüksün, Yarabbim sen görürsün, durdur geçen zamanı kulların gülsün...”

    Rabbim gerçekten büyüktü, gerçekten görürdü, ama zamanı durdurup kullarının gülmesine müsaade etmiyordu. Ben konservatuar öğrencisiyim, babam TRT’de çalışmakta, kardeşim Ali kemanla haşır neşir. Bir gün babama dedim ki:

    - Şu Onur Akdoğu Hoca amma taktı Orhan’a. Tutturmuş bir arabesk müzik diye. O kadar savunmama rağmen ........... Sonuçta son söz hocada!”
    - Sor bakalım hocana: Bir “Kara Toprak” taki gibi Sabâ’yı, ya da bir “Zaman Akıp Gider” deki kadar Hicaz’ı güzel işleyebilen kaç kişi yaşamakta?
    - Sorun ne o zaman?
    - Cevabını sen bul.

    Bugün cevabı bulmuş olmaktan ötürü mutluluğum tarifsiz. Bu konserde, cevabımızı hep birlikte sunacağız tarihe. Günün birinde mutlak ayrı düşecek yollarımız, türlü yerlere dağılacağız, hatta zamanın içinde yok olup gideceğiz. Ama bu gecenin izleri kalacak ve yaşayacak orada bulunan herkesin belleğinde. Aynı İzmir’in soğuk ve yağmurlu o günü gibi...

    Bu, bir çocuğun rûyası… Başka bir şey değil velhasıl...

    İmza: Büyüyen Çocuk

    M. Alp ATAÇ

    Kaynak: http://www.gencebayforum.com/viewtopic.php?p=6648#p6648


    Bu projenin nasıl doğduğu konusunda Kültürlerarası Müzik ve Sahne Sanatları Enstitüsü'nce yapılan açıklama da oldukça heyecan verici ve ilginçtir:

    “Gencebay Besteleri Ozel Konseri” projesi nasil dogdu?

    Alp Atac kucuk yaslardan beri Gencebay Muzigi hayranidir. Bu hayranlik
    konservatuar yillarinda da devam etmistir. Hatta Atac, ogrencilik yillarinda
    Gencebay Muzigine Arabesk diyen bazi bagnaz hocalariyla bile Gencebay Muzigini
    savunmak adina cetin mucadeleler vermistir. Atac’in o yillardaki hayali,
    Gencebay bestelerinin muzikalitesini ispat etmek adina, gunun birinde o eserleri
    “Turk Sanat Muzigi” anlayisiyla sahneleyebilecegi bir proje gelistirmek
    olmustur. Ve o buyuk gun Atac’a gore artik gelmistir. Cunku yonetiminde calisan
    bir koro ile birlikte mesleginde en verimli caglari yasamaktadir ve edindigi
    tecrubeleri bu onemli projeye artik yansitma zamanidir.

    Ilk is olarak, proje icin Sayin Gencebay’la iritibata gecmis ve destur almistir.
    Ardindan neredeyse tum Gencebay eserlerini tarayarak, dusunulen konserin
    formatina uyacak eserleri (onlarca guzel eserin arasindan oldukca zorlansa da)
    secmistir. Secilen eserleri tek tek notaya almistir ki, muzikten biraz
    anlayanlar bile Gencebay sarkilarinin calinmasinin-soylenmesinin yani sira
    notaya alinmasinin da ne kadar zor bir hadise oldugunu bilirler. Koro neredeyse
    1 senedir, teknik acidan son derece zor olan bu eserlerle yatip kalkmaktadir.

    Bu arada Alp Atac, Sayin Gencabay’in hayatini arastirmis ve konser gunu dev bir
    perdeden yansitilacak olan sunumu da hazirlamistir. Konser icin hicbir masraftan
    kacinilmayarak, Almanya’nin en guzel salonlarindan birisi olarak kabul edilen
    Duisburg sehrindeki Theater am Marientor tutulmustur.

    Gectigimiz yaz Istanbul’da Sayin Gencebay’in ofisinde bir araya gelen Atac ve
    Gencebay, icra edilecek eserlerin notalarindan tutun da hayat hikayesinin
    sunumuna kadar bir cok ayrintiyi yaklasik 3 saat suren gorusmelerinde beraberce
    gozden gecirmislerdir. Bu gorusmede ayrica Sayin Gencebay konsere “Konuk
    Bestekar” statusu ile davet edilmistir. Kendisi Atac’a, bu konsere can-u
    gonulden katilmak istedigini belirtmis, bu projenin kendisini gururlandirdigini
    beyan etmis ve basta Sayin Atac olmak uzere emegi gecen herkese sukranlarini
    sunmustur.

    Tabii bu arada bu gorusmeden haberdar olan bazi basin kuruluslari da projeyi,
    “Duisburg Gencebay’i agirlamaya hazirlaniyor” seklinde duyurmustur. Yani,
    Gencebay sahneye cikacak, konser verecek seklinde bir haber ASLA
    yayinlanmamistir.

    Sayin Atac daha sonra Izmir’e gecerek konsere Turkiye’den katilacak saz
    sanatcilari ile provalar gerceklestirmistir. Ayrica konser gecesi Sayin
    Gencebay’in Sanatsal Kisiligi uzerine bir seminer verecek olan Turkiye’nin Muzik
    alanindaki ilk profesoru olan Sayin Prof. Dr. Hakan Cevher’le de konserin
    detaylarini gorusmustur.

    Bu konserin Sayin Gencebay’in adini kullanarak halkimizi aldatmak gibi ticari
    bir amaci katiyen olmadigi gibi, amac tamamen Gencebay Muziginin hakkini
    akademik anlamda da teslim etmekten ote degildir.

    Dileriz ki Sayin Gencebay’in eserlerinin bu anlamda ilk kez seslendirilecegi
    konserimizi sereflendirecek olan tum konuklarimiz salondan mutlu ve gururlu bir
    sekilde ayrilirlar.

    Bir sanatcinin hakkinin henuz hayatta iken teslim edilmesi kadar kutsal bir sey
    yoktur diye dusunmekteyiz. Umariz ki Sayin Gencebay tum yogunluguna ragmen bir
    cumartesi gecesini sevenlerine ayirir ve bizim icin son derece onem arz eden bu
    geceye seref verir. Gelemese bile, bu gecenin tum ayrintilarini kendisine gerek
    goruntu ve gerekse de ses kaydi olarak iletmek boynumuzun borcudur. Allah
    kendisini basimizdan eksik etmesin, saglikli, mutlu ve hayirli omurler nasip
    etsin…

    Emin olunuz ki, size aktardigimiz bu bilgileri konuyla ilgilenenlerle mumkun
    oldugunca paylasmaniz, Sayin Gencebay'a ve Muzigine yapilmis degerli bir katki
    olacaktir.


    Selam ve Saygilarimizla…

    Kulturlerarasi Muzik ve Sahne Sanatlari Enstitusu
    NRW Turk Muzigi Korosu

    Kaynak: http://www.gencebayforum.com/viewtopic.php?p=6182#p6182

    İşte, artık ne demek gerekir bilemiyorum, anlayana sivrisinek saz, anlamayana dabul zurna az diyelim.

    GENCEBAY BESTELERİ ÖZEL KONSERİ'nde icra edilen Orhan Gencebay eserlerinin videolarına aşağıdan ulaşabilirsiniz:
    http://www.youtube.com/results?search_query=%22orhan+gencebay+besteleri%22

    Orhan Gencebay Müziği'nin gerçekte ne olduğunu ve "arabesk" ifadesi ile sınırlandırılıp tanımlanamayacağını ortaya koyan bu ve bunun gibi birçok bilgi ve belgeyi Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler grubunda paylaşmaya devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin.

    yasakresim


    - - -
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Facebook'ta da Varız: http://www.facebook.com/group.php?gid=15242747007
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net

    etiketler: , , , , ,
  • MUSIC JOURNEY to ANATOLIAN LANDS - GUIDE of REAL MUSIC LOVERS

    Mai 18 2009, 15h34 por selcukalhan



    TOP 20 MUSICIANS to LISTEN from ANATOLIA

    (All lists in www.selcukschoices.blogspot.com - Tüm listeler için www.selcukschoices.blogspot.com)

    1.Dede Efendi - Turkish Classical - 1778 born composer, developer of many Turkish music forms



    Russian Red Army Choir and Ottoman Army Choir performing Dede Efendi composition in Moscow.

    2.Sezen Aksu - Pop, Psychedelic Pop - Little Sparrow of Turkish Pop and teacher of Tarkan, Sertab Erener, Levent Yüksel and many other Pop singers



    Oud intro makes song fascinating for people who like both slow pop music and also oriental instruments.

    3.Tanburi Cemil Bey - Turkish Classical, Tanbur Virtuoso - Greatest Tanbur Virtuoso of the history

    4.Erkin Koray - Anatolian Rock, Rock'n Roll - First person to ever play Rock'n Roll in Turkey

    Listen "TocarSevince" by Erkin Koray



    Erkin Koray never sent his daughter to school because of his negative opinions about traditional education systems.


    5.Erkan Oğur - Turkish Folk, Guitar Virtuoso - A Pioneer of fretless guitars

    Listen "Zeynep" by Erkan Oğur



    Multi-Instrumentalist Erkan Oğur got fame in his older times but he is always accepted greatest guitar player of Turkish music history.


    6.Münir Nurettin Selçuk - Vocal Turkish Classical - Tenor singer of 1940s

    7.Idil Biret - Classical Pianist - Most talented female Classical Pianist of Turkish Music History

    8.Müzeyyen Senar - Vocal Turkish Classical - Turkish singer who had great admiration by Ataturk

    9.Barış Manço - Anatolian Rock, Pop Rock

    His visual image characterised by his long hair, mustache and big rings softened the reaction of otherwise conservative Turkish public opinion regarding the marginal visual appearances. - Wikipedia



    Barış Manço is maybe most well-known figure of Turkish Music. He is famous for his peaceful personality and TV programmes which in he did travel the world.

    10.Zeki Muren - Vocal Turkish Classical

    Sun of classical Turkish music, Pasha. Müren dressed effeminately, wearing large, ornate rings and heavy make up, especially in the later years of his life. In many ways, he had a pioneering role in rendering the Turkish society more accepting about homosexuality. He, with his distinct style, remained a highly respected artist throughout his career, and in a sense, paved the way for many later, more openly gay or transsexual Turkish artists. - Wikipedia



    Zeki Muren had always close relations with audience. He is telling elegant words to his spectators in the video.

    11.Bülent Ortaçgil - Acoustic Rock - Bülent Ortaçgil famous for his unique style of music. His lyrics are mostly about games and childhood memories.



    Ortacgil's best album's Indie Folk treasure


    12.Fikret Kızılok - Acoustic Rock, Protest

    13.Aşık Veysel - Turkish Folk, Sung Poetry - He was blind for the most of his lifetime. His songs have usually sad tunes, often talking about inevitability of death

    14.Omar Faruk Tekbilek - World Music, Sufi - Worldwide famous Sufi musician

    15.Neşet Ertaş - Turkish Folk - Turkish folk music singer, lyrics writer and a virtuoso of the traditional Turkish instrument bağlama

    16.Orhan Gencebay - World Music, Arabesque, Fusion Music



    From Crossing the Bridge (Best Documentarical movie about Turkish Music) Orhan Gencebay performing one of his signature songs "Hatasız Kul Olmaz" and Baba Zula talking about his importance in Turkish Music.

    17.Cem Karaca - Anatolian Rock

    In the 1970s, Turkey's image was damaged by political violence between supporters of the left and the right, separatist movements and the rise of Islamism. As the country fell into chaos, the government suspected Cem Karaca of involvement. At times he was accused of treason for being a separatist thinker and a Marxist-Leninist. The Turkish government tried to portray Karaca as a man, who was unknowingly writing songs to start a revolution. - Wikipedia

    18.Mercan Dede - World Music, Sufi, Ambient

    Listen "TocarHalitus" by Mercan Dede



    Turkish DJ Arkın Allen aka Mercan Dede is multi-instrumentalist and one of the most famous representers of religious philosophy of Sufism in music

    19.Fazıl Say - Classical Pianist



    His Classical + Jazz performance of Mozart's Turkish March

    20.Okay Temiz - Fusion, Drums



    From New Year Celebrations of Turkish Radio Television (TRT)


    HONORABLE MENTION

    Sertab Erener - Pop, Operatic Pop

    Listen "Ask" by Sertab Erener

    Burhan Öçal - World Music, Drums

    Baba Zula - Psychedelic Folk - Most different folk band of Turkey

    Listen "TocarÇöl Aslanları" by Baba Zula

    Selda - Anatolian Rock, Folk

    Listen "TocarInce Ince" by Selda

    Şebnem Ferah - Turkish Rock

    Listen "TocarBu Aşk Fazla Sana" by Şebnem Ferah



    She is highly respected Rock singer in Turkey for last two decades.

    Moğollar - Folk Rock

    Teoman - Turkish Rock



    Short movie, sad story, beautiful song, English subtitles added by me.


    Ezginin Günlüğü - Folk-Pop, Psychedelic Pop



    Year: 1990, Song: Çocuğun kurguları - Fantasies of Child , Video: BBC Earth Documentary, edited by me.


    Replikas - Experimental Rock

    Nekropsi - Progressive Rock

    Levent Yüksel - Ethno-Pop

    Yeni Türkü - Ethno-Folk

    Leman Sam - Folk-Pop

    Agire Jiyan - Kurdish Folk



    Safiye Ayla - Vocal Turkish Classical

    Ruhi Su - Folk



    Ruhi Su with legendary minstrel Aşık Veysel

    Ahmet Kaya - Protest, Folk



    At 10 February 1999 televised annual music awards ceremony, SHOW TV, at which he was to be named Musician of the Year, he spoke out about his 'Kurdish' background and said that he wanted to produce music in his native Kurdish as naturally as he does in Turkish. He announced that he had recorded a song in Kurdish (Karwan, released on the Hoşçakalın Gözüm album in 2001) and intended to produce a video to accompany it. At this event he was attacked by some Turkish singers like Serdar Ortac, Ebru Gundes and many other singers because of his stance on the use of Kurdish. Kaya went to France in June 1999 escaping various charges arising from his political views. He died of a heart attack in Paris in 2000, at the age of 43.




    Honorable Mention (Others) : Edip Akbayram, Hande Yener (Turkish Madonna - innovative early Pop lately Electro singer), Pinhani, Mor ve Ötesi, Aşık Mahsuni Şerif, Fuat Saka, Candan Erçetin, Nilüfer, Ajda Pekkan (Superstar of Turkey), Şivan Perver (Kurdish musician who lives abroad), Kardeş Türküler, Kızılırmak, Grup Yorum, Duman, Athena (Ska band), Seyyan Hanım (Most respected Turkish Tango singer), Sabahat Akkiraz (Folk singer), Özlem Tekin, Tarkan(Worldwide famous Turkish Pop Singer), Leyla Gencer ( La Diva Turca), İbrahim Tatlıses(one of the greatest voices of Turkey), Kudsi Ergüner...

    BEST TURKISH ALBUMS by GENRES





    Most Famous Turkish Musicians Abroad;

    1. Tarkan - 6 million listeners (%62 of his total listeners)
    Mostly from; Poland, Russia, Brazil, United Kingdom
    2. Omar Faruk Tekbilek - 3,9 million listeners (%77 of his total listeners)
    Mostly from; U.S.A, Spain
    3. Mor ve Ötesi - 3,2 million listeners (%38 of their total listeners)
    Mostly from; Russia, Poland, Finland
    4. Mercan Dede - 1,35 million listeners (%52 of his total listeners)
    Mostly from; Poland, U.S.A, Germany
    5. Sertab Erener - 1,15 million listeners (%32 of her total listeners)
    Mostly from; Ukraine, Russia, Germany
    6. Mustafa Sandal - 1,15 million listeners (%46 of his total listeners)
    Mostly from; Germany, Poland, U.S.A, Russia
    7. Athena - 0,9 million listeners (%36 of their total listeners)
    Mostly from; Germany, Spain, Poland, Russia
    8. Baba Zula - 0,75 million listeners (%29 of their total listeners)
    Mostly from; Germany, Poland
    9. İbrahim Tatlıses - 0,6 million listeners (%32 of his total listeners)
    Mostly from; Germany, Bulgaria
    10. Selda - 0,6 million listeners (%90 of her total listeners)
    Mostly from; U.S.A

  • Barış Manço'dan ve Araplar'dan Gencebay Müziği Yorumu

    Abr 28 2009, 21h07 por divanist

    "Lâ Arabesk, Orhan Gencebay Türkî"



    Barış Manço'nun Orhan Gencebay müziği hakkındaki görüşleri:

    "Biz o yıllarda batı aletlerini kullanıp doğuya doğru bakarken, Orhan Gencebay doğu aletlerini zaten yemiş bitirmiş ve batıya doğru bakıyordu. Türk Müziği'nde orkestrasyon ve partisyon mantığını ilk defa Orhan Gencebay'dan duyduk."

    "Yurt dışı gezilerimin birinde Mısır'da Kahire televizyonuna konuk olmuştum. Konu şarkî (şarka has) türkî (Türke has) konusuna geldi. Türkî derken Orhan Gencebay'ı örnek verdiler, çok keyiflendim. Ben a ile başlayıp k ile biten o kelimeyi pek kullanmak istemiyorum. Arap müziğinin merkezi olan o yerde bana çok net olarak şunu söylediler: , Orhan Gencebay Türkî (Arabesk değil, Orhan Gencebay Türk müziği). Ben de bunu burada söylemekten çok büyük keyif duyuyorum, lâ arabesk, Orhan Gencebay Türkî."

    Barış Manço, 4x21 Doludizgin programından.

    Video:
    http://www.facebook.com/video/video.php?v=75804777276&oid=15242747007
    Videonun tamamı:
    http://tinyurl.com/421doludizgin
  • Çakırkeyf

    Mar 4 2009, 20h47 por ozzkan

    İnsanlar doguştan %10-20 çakırkeyf hafif sarhoş olsa ne olurdu?

    Mesela Fransız Devrimi olurmuydu ,iş kazaları artarmıydı ,zina çoğalırmıydı (o kesin),uyuşturucu kullanımı artarmıydı ,ya da sadece ben yüzde %10-15 allah ne verdiyse çakırkeyf olsam nolurdu mesela




    Zakkum Çilekeş Resul Balayİsmail YKVega Kurban Gripin Athena Emre AydınManga Hayko Cepkin Şebnem Ferah Sezen Aksu Pentagram Erkin Koray Teoman Yaşar KurtPinhani Sezen Aksu Mor ve Ötesi Tarkan Sibel Can Duman Cengiz Kurtoğlu İbrahim Tatlıses Ibrahim Tatlises Ferdi Tayfur Müslüm Gürses Zeki Müren Orhan Gencebay Onur Akın
  • "Arabesk" Tanımına Eleştiri ve Arabesk Müziğin Kökenleri

    Fev 19 2009, 11h54 por divanist

    ARABESK TANIMINA ELEŞTİRİ

    Varsayım:

    (Fr.arabesque, Alm.arabeske): Arap üslubu. Bilhassa Endülüs yoluyla Avrupa'ya geçmiş ve mimarlıkta, süslemede, musikide, ballet'te kullanılan serbest, grifit, süslü üslup. (Öztuna,1969 ansiklopedisinden)

    Arabesk: Çevreye uyumsuzluğun, yabancılaşmanın müziği. Sadece bir müzik olayı olmayan arabesk, kente göçen, kent ortamıyla uyum kuramamış, kentsel yaşantıya katılamamış olan kır kökenli nüfusun kültürüdür. Kırdaki gelenksel ortamı kente taşıyan bu nüfusun, kırsal değerleri bırakmamasının nedeni bu uyumsuzluktur. Doğu motifli, kuralsız ve söz ağırlıklı olan arabesk müzik, kentli kültürüne sırt çevirmeye, düşmanlık beslemeye başlayan nüfusun, kentte çekilen bu sıkıntıları, bu bunalımı, bu uyum kuramama olgusunu dile getirmek, haykırmak, boşalmak gereksinimini sağlayan bir yığın kültürüdür. (Şenyapili, 1985 Müzik Ansiklopedisi'nden)

    Varsayım Eleştirisi:

    İster muhafazakâr, isterse de radikal taraftan olsun, neredeyse arabeskin ortakduyusal değerlendirmesi haline gelen bu bakış açısı, sorgulanması gereken bir bakış açısıdır. Arabeski, üstelik bir müzik ansiklopedisinde, "Bu ansiklopedide, Türkiye'de kullanılan geniş anlamıyla arabeske toplum bilimleri açısından bakılmış ve müzikle ilgisi buna göre değerlendirilmiştir." diyerek, "yabancılaşmanın müziği" olarak tanımlamak, öncelikle, arabeski onu tanımlayan özgün alandan, yani müzik alanından koparıp, özgüllüğünü yadsımak demektir.

    İkinci olarak ise, yalnızca şarkı sözlerini ele alıp, bunları, üstelik bütünlüklü olarak değil de seçmeci bir biçimde ve ayrıca tüketiciye, tüketicinin varsayılan niteliklerine göre yorumlamak, sosyolojik analizi indirgemek demektir. Yani, arabeskin ilk ve asıl tüketicileri olan kente göçen kır kökenli nüfusun (gecekonducuların), kimlik bunalımı ve uyumsuzluk içinde olduğu, böylelikle onların dinledikleri müziğin de "çevreye uyumsuzluğu" yansıtması gerektiği düşünülmekte, bu açıdan bakılıp, arabeskin "babası" olarak bilinen Orhan Gencebay'ın şarkı sözlerinden uygun mısralar aktarılarak, bu müziğin de "yabancılaşmanın müziği" olduğu söylenmektedir.

    (...)


    BİR MÜZİK TÜRÜ, SÖZLERİNE BAKILARAK AÇIKLANABİLİR Mİ?

    Bir müzik türünü anlamak için yalnızca şarkı sözlerine bakmak yeterli değildir. Müzik, ses ve sözden oluşan bir bütün, bir sembolik sistemdir (Geertz, 1973: 91-94). Müziğin algılanmasında yalnızca sözler değil, o sözleri anlamlı kılan sesin (sound) niteliği de çok önemlidir. Sesin niteliği ise müziksel yapı ve müzik psikolojisinin belirlediği bir bütündür.Sözlere son anlamını veren, yorumu veren bestedir; yani sözleri ortaya çıkaran, vurgusunu ve duygusunu belirleyerek anlam kazandıran, anlamını veren, ritmi, melodisi ve tabii ki sonuçta sesidir. (...)Müzik sosyolojisini, sadece sözlerin içerik analizi, anlamı ve bunların gerek yazarı gerekse dinleyenleri açısından ne anlama geldiği, yani nasıl üretilip, tüketildiğine yönelik araştırma çabasıyla sınırlamak, eksik bir yaklaşımdır.

    (...)

    Orhan Gencebay arabeskini, yalnızca sözlerine bakarak ve üstelik bu sözlerin yalnızca "kadere" ilişkin yanlarını seçerek yorumlayanlar, şarkı sözlerine manasını veren, duygusunu belirleyerek anlamını tamamlayan "ses" öğesini atlamaktadırlar.


    ARABESKİN DOĞUŞU

    A) Türk Müziğine Devlet Müdahalesi

    1926 yılında okullardan Klasik Türk Müziği eğitimi kaldırılıyor. 1930'lu yılların ortasında da 20 aylık bir süre için Türk Müziği'nin radyodan yayını yasaklanıyor.(*)

    *Paragraf ile ilgili dipnot-no 60: Aslında Klasik Türk Müziği'ne ilk devlet müdahalesi 1826'da II.Mahmut'un Yeniçeri Ocağı'nın parçası sayılan Mehterhane'yi kapatıp yerine ilk Batı Müziği Okulu sayılabilecek Mızıkay-ı Humayun'u kurmasıdır. Ama bu olay, 1920'li yıllara dek Klasik Türk Müziği'nin Enderun ve tekkeler olmak üzere başlıca kurumlarda üretilmesini engellemiyor. Mızıkay-ı Humayun'un batı müziği kısımları 1924'te Rıyaset-i Cumhur Musiki Heyeti, sonra da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'na dönüştürülüyor. 1914'te yeniden kurulan Mehteran, 1935 yılında kapatılıp, 1952'de yeniden kuruluyor. 1913'te kurulan ve hem Batı hem Türk Müziği kısımları olan Darülbedayi, savaş koşullarında gelişemeyince, yerine benzeri bir kurum olan Darülelhan kuruluyor; bu da sonradan İstanbul Belediye Konservatuvarı'na dönüştürülüyor. 1926 yılındaki Türk Müziği eğitimi yasağının ardından, 1976 yılına dek Türkiye'de hiçbir resmî kurumda Klâsik Türk Müziği öğretilemiyor.

    Dipnot no-62: Cem Behar, "Ziya Gökalp'in cumhuriyet resmî ideolojisinin oluşmasında oynadığı stratejik rol gözönüne alınınca musıki konusunda yazdıklarına bir ülkü, bir siyasi program olarak bakmamak olası değil." diyor. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları'nda, "Türk harsına ait olan yalnızca halk türküleridir. Şark müziği denen Klasik Türk Müziği hem eski medeniyete aittir, hem de hasta ve Bizans-Arap kırması olduğu için gayrımillidir. Çağdaşlık ve yeni medeniyet Batı armonisindedir. O halde, milli musikimiz memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin birleşiminden doğacaktır." demektedir.

    1937'de radyo devletleştirildikten sonra da halkçılık ideolojisi doğrultusunda radyo ve devlet konservatuvarlarında halk müziği derlenerek, repertuar oluşturuluyor. Ancak, bu derlemelerde halk müziği, yöreselliği ve bireyselliği kaybettiren notaya alma ve söyleme tarzı gibi icra özellikleri sonucunda önemli ölçüde standartlaştırılıyor. Bu özelliklere uymayan halk müziği bestecilerine de yayın denetiminde yer verilmiyor. O halde, Türk Müziği'ne yapılan resmî müdahaleler sonucu Türk Sanat Müziği geleneğinin tahrip edildiği, Türk Halk Müziği geleneğinin ise bir tür tutuculuk şeklinde "icat edildiği" söylenebilir.

    1926'dan itibaren okullarda Türk Müziği eğitiminin yasaklanması ve 1930'lu yılların sonunda radyolarda Türk Müziği çalınmasının 20 ay boyunca yasaklanması birlikte ele alındığında, yeni Türk Cumhuriyeti'nin Osmanlı'yla kültürel bağlarını topyekün koparmak istediğinin, modernleşme ideolojisinde geleneğe "gericilik" rolünün atfedildiğinin, çağdaşlaşmanın yolu olarak Batı kimliği seçildiğinin, demokrasi anlayışındaki "halka rağmen" niteliğinin bir göstergesi olduğu söylenebilir. Bu yasak, aydınlar katında, alaturka-alafranga ikilemi olarak beliren Doğu-Batı tartışmasını keskinleştirmiştir.

    Yasağın asıl etkisi ise, yarattığı boşluk sonucu halkın Arap radyolarının müzik programlarını dinlemeye başlaması olarak değerlendirilmektedir. 1930'lu yıllarda radyo yasağı sırasında, başta Kahire radyosu olmak üzere Arap radyoları, ardından da 1930 sonlarından itibaren sinema sektörünün gelişmesiyle Mısır filmleri aracılığıyla Arap müziği Türkiye'de yayılmaya başlıyor.

    Yılmaz Öztuna, Türkiye'de Mısır müziğinin bu kadar çok tutmasının nedenini, gerek eğitiminin gerekse radyolarda çalınmasının engellenerek Türk musikisinin adeta resmen yasaklanmasına bağlıyor:" Türk halkı mecburen Arap radyolarını açtı ve onların musikileri kendisine Batı'nınkinden yakın olduğu için onları sevdi. "

    Türk Müziği'ne radyo yasağı 1934'te başlıyor ve 1936'da kaldırılıyor... (Not: Radyo yasağının konulması ve kaldırılmasının nedenleri ve Atatürk'ün görüşleri veyahut bu görüşlerin çarpıtılması ile ilgili daha detaylı açıklamalar kitapta.)

    B) Mısır Filmlerinin Girişi

    Türk sinemasının geçiş çağı olarak adlandırılan 1939-1950 yılları içindeki 1939-1944 dönemini II.Dünya Savaşı koşulları belirliyor... Türk sinemasında bu dönemde yıllık film yapım sayısı ortalama 2'ye düşüyor. Film ithalatı, Türkiye'nin tarafsızlık politikası nedeniyle Amerikan filmlerinin ithalatı şeklinde gerçekleşmeye başlıyor. Amerikan filmlerinin ithalat yolunun savaş nedeniyle açık pazar olan Mısır üzerinden gerçekleşmesi, beraberinde Mısır filmleri de getiriyor.

    Türkiye'de 1938'de Mısırlı şarkıcı Mohamed Abdel Wahab'ın oynadığı Aşkın Gözyaşları isimli filmin çok rağbet görmesi üzerine, Mısır filmlerinin müziklerinin Arapça söylenmesi yasaklanıyor. Bununla birlikte Türkiye'de film musikisi adaptasyonu sektörü doğuyor. Meşhur Hafız Burhan, Aşkın Gözyaşları filminin Türkçe'ye çevrilmiş güftesini plağa okuyor ve bu plak satış rekorları kırıyor.

    Bu gelişmeler doğrultusunda, devlet bu sefer 1948'de Mısır filmlerinin Türkiye'ye girişini yasaklıyor. Fakat o zamana kadar 130 Mısır filmi Türkiye'de oynatılmış oluyor. Bu filmlerin müzikleri bazen üstüne Türkçe sözler yazılıp aynen alınarak, bazen de esinlenme yoluyla yeni besteler yapılarak piyasaya sürülüyor. Mısır filmlerinin adaptasyonlarına beste yapmak çok revaçta oluyor. Mısır filmlerine şarkı yapan bestekârların başında saadettin kaynak, Münir Nurettin Selçuk geliyor. Onlardan başka, Sadi Işılay, Artaki Candan, Şerif İçli, Şükrü Tunar, Kadri Şençalar, Hüseyin Çoşkuner, Mustafa Nafiz Irmak, Selahattin Pınar Arap müziklerinin adaptasyonlarını yapıyorlar. Sadettin Kaynak 1940-1950 yılları arasında Mısır yapımı 85 filmin musikisini düzenliyor. Münir Nurettin Selçuk 1939'da Allah'ın Cenneti, 1941'de Kahveci Güzeli isimli filmlerde oynuyor ve bu filmlerde kendi yaptığı bestelerin yanı sıra Saadettin kaynak'ın yaptığı besteleri kullanıyor. Bu filmler çok tutulunca, yerli sinema bu modaya uyuyor, Müzeyyen Senar 1942'de Kerem ile Asli isminde bir film çeviriyor. Bu adaptasyonlar ve bu besteler hiçbir şekilde radyo denetiminden geçmiyor ve çalınmıyor.

    C)"Arap müziği" ve "Arabesk" Kelimelerinin Çıkışı

    Özellikle 1930'lardan sonra ,örneğin Haydar tatlıyay'ın Arap tarzı yay kullanması ve 1940'lardan sonra Saadettin Kaynak'ın Mısır filmlerine yaptığı besteler "Arap müziği" sözünü ortaya çıkarmıştı. Ama Orhan Gencebay'la birlikte başlayan müzik tarzının arabesk adı almasının asıl kaynağı 1960'lı yılların başında popüler olan Suat Sayın örneğine dayanır.

    Bestekâr, şarkıcı ve udî olan Suat Sayın'ın, çok sevilen ve halk müziği icracısı Ahmet Sezgin'i meşhur eden Sevmek Günah mı adlı parçasının, kendisi söz müzik Suat Sayın'a aittir diye yazmasına rağmen aslında Abdülvahhab'ın şarkısından alınma bir ezgiye dayandığı ortaya çıkınca, müzik piyasasında Arap müziği sözü yaygınlaşmaya başlıyor. Bu parçanın asıl önemli özelliği, Türkiye'de belki ilk kez, bu parça ile Türk Sanat Müziği kalıplarından çıkılmış olması, Türk Sanat Müziği icrasında "çok sazlılığın" kullanılmasıdır. Sayın'ın, bu parçasında Arap ezgisi kullanmasının yanı sıra, 11 kişilik bir yay grubunun çalması, "Arap gibi" sözünü pekiştiriyor ve çevreye örnek teşkil ediyor. Orhan Gencebay ise 1966'da Ahmet Sezgin için Deryada Bir Salım Yok adlı parçayı yazıyor. Bu parçada Gencebay 23 kişilik bir orkestra kullanıyor, muhayyerkürdi makamında ve senkoplu düyek ritminde olan, vurmalı aletlere önem verilen bu parçada Türk müziği aletlerinin yanısıra Batı enstrümanlarından gitar, vibrafon vb. çalınıyor. 8-9 kişilik keman grubunu profosyonel Batı tekniğiyle çalışan kemancılar icra ediyor. Gencebay Arap melodilerinden alıntı yapmadığı halde, bu orkestrasyon tercihi sebebiyle Suat Sayın ile benzeştiriliyor. Aynı orkestrasyon özellikleri taşıyan iki şarkıdan biri Arap'tan alındığı için, diğerine de Arap tarzı etiketi konuyor.

    Orhan Gencebay bu konuda şunları söylüyor: "Örneğin Dede Efendi'nin bir parçasını alalım; ritmi iyice öne çıkaran, yine bizim kullandığımız yay soundu ve partisyonla, altyapı üstyapı düzenimizle icra ettirelim, buna da yani Dede Efendi'ye de Arap diyebilirlerdi. Dede Efendi o eserleri yaparken hiçbir zaman tekdüze yapmamıştır, bu mümkün değildir; ama bilemiyoruz çünkü Enderun'da kaldı o sağlıklı bilgiler. Onlar da intikallerde kayboldu. Dede Efendi zamanımıza tam sağlıklı olarak gelemedi. Aynı icra soundunda ,Dede'nin parçasını biliyorlarsa, bu Dede'nin parçası diye söyleyebilirler. Dede'nin hiç bilinmeyen bir parçasını ele alsaydık ve Dede'nin olduğu bilinmeden dinletseydik, bazı şeyleri ancak o zaman isbat etmiş olabilirdik."

    ------------------------------------------------------------------
    Kaynak: Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, Dr.Meral Özbek, İletişim Yayınevi


    - - -
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net

    etiketler: , , , , , ,
  • Orhan Gencebay ve Bağlama

    Fev 19 2009, 4h37 por divanist


    - - Orhan Gencebay, buzuki, divane ve bağlamaları.

    Ben de bağlamaya Gencebay yüzünden başlayan onbinlerden biriyim ve bu sıfatı GURURLA taşıyorum :)

    Orhan Gencebay, bağlamasıyla hem Türk halk müziğini, hem Türk sanat müziğini, hem de nispeten batı müziği akorlarını ve jazzı birleştirerek kendisine has yeni bir stil yaratmıştır. Orhan Gencebay'ı etkileyen saz ustaları: Bayram Aracı, Çekiç Ali, Muharrem Ertaş, Sarı Recep, Hacı Taşan, Tamburacı Osman Pehlivan, Yılmaz İpek.

    Tabii halk müziğinin üzerine Gencebay'ın batı müziği, Hint müziği, Arap müziği ve klasik Türk müziği alanında yaptığı araştırmalar ve birikim eklenince, ortaya "Gencebay stili" dediğimiz Gencebay'ın kendine has muhteşem tarzı ortaya çıkmıştır. Orhan Gencebay çocuk denecek yaşlarda bağlamasıyla keman, kanun, ud ustalarının parçalarını, batılıların jazz müziklerini çalmaya başlamıştır. Gencebay'ı jazz konusunda etkileyen ve bağlamada jazza yöneltenleren biri saksafon sanatçısı İsmet Sıral (Gencebay'ın deyimiyle İsmet baba)dır.

    Orhan Gencebay'ın bağlamasında Türk halk müziği cephesinde özellikle Orta Anadolu tavırları ve Bayram Aracı etkilidir. Bildiğim kadarıyla Gencebay'a ilk türkü plâğını (Metelik Oyun Havası) yapması için teşvikte bulunan Bayram Aracı'dır. Şimdiki serbest tarzda çalanlara bakıyoruz, çoğunda işin halk müziği yönü eksik.

    Gencebay'ın Bayram Aracı hakkındaki yorumu:

    “Bayram Aracı benim hocamdır. Bağlamayı sevmemde ve onu bu şekilde icra etmemde onun büyük emeği vardır. Rahmetliye 17-18 yaşlarımda yaşadığım buluşma ve sonra devam eden ilişkimiz süresince ona duyduğum saygı her geçen gün artmıştır. Bu günlere gelmemde Aracı’nın yeri sanat yaşamımda büyüktür. Hocamı saygıyla anıyorum.”


    - - Orhan Gencebay ortaokul yıllarında.

    Gencebay'ın ağzından bağlamada Gencebay tarzının hikâyesi:

    "Bağlamada benim tekniğim farklı. Bunun da nedeni altı yaşımda klasik batı müziği ile ilgilenip, notayı o zaman öğrenmem. Yedi yaşımda bağlamayı elime aldım. Sekiz yaşımda Aşık Veysel’i dinleme şansım oldu. Ondaki o derinliği, yüceliği yakaladım. On iki ve on üç yaşında babamın ısrarı ile tamburu da kucakladım (babam Türk sanat musikisini çok severdi). On üç-on dört yaşında 40-50 makamı tanıyordum. Beste yapmaya on yaşımda başlamıştım. Bağlamayı geliştirmek için tamburla beraber, o zamanın virtüözleri Kemani Haydar Tatlıyay (keman virtüözü, canavar gibi- Araplar Rabben-ül Keman derlermiş ... Kemanın Allahı); Yorgo Bacanos ud, acayip bir şey, bir acilite ... Kadri Şençalar, Şerif Muhittin Torgan ve yine kanunda Ahmet Yatma, İzzettin Öktenay, Tamburi Ercüment Botanoy , bütün bunların notlarını bağlamada yapmaya çalışırdım. O serilikleri, o güzellikleri bağlamaya aktarırdım. Bağlama ile keman notları çalardım. Bunları öğrendikten sonra ben kendi halime kaldım tabii. Yalnız bunlar değil, Çekiç Ali, Neşet Ertaş ... Neşet Ertaş ile karşılaştığımda on yedi-on sekiz yaşlarındaydım. O çaldı ben aldım, ben çaldım o aldı, böyle bir adam. Duygulu ve çok harikaydı tabii .

    Hepsine saygım sonsuz. Hepsi beni etkilemiştir. Bir de Yılmaz ipek ve Bayram Aracı. Ankara tavrını en iyi atan oydu. Onun gibi yapmaya çalışırdım. Yani önce taklit ediyordum belki. Ama sevdim, anlamaya çalıştım. Sonra onlar benim birikimim ve yorumumla farklı bir hava aldı, bana özgü şeyler çıktı.

    Halk müziğinin bütün tavırlarını yedi yaşımdan on iki-on üç yaşıma kadar hatmetmiştim diyebilirim Ama o beş-altı sene yirmi yıla bedeldi. Tabii ondan sonra batı akorlarını basmak da gerekir. Yerine göre kullanırsınız. Onlar bilgi verir, bakışı genişletir, zenginleştirir. Güzel bir şeydir. Batı armonisi alıp da bizim melodimize koymak çözüm diye bakanlara diyorum, çözüm değildir Sadece bir renktir, bir güzelliktir. O kolay bir yoldur. Daha önemli, daha saygın olanı ayrıştırma, analiz ... Onu kendimiz oluşturmalıyız.

    Benim Samsun'da müziğe başlayışımdan itibaren bağlama çaldığım yıllarda en ağırıma gien husus, bağlamanın hor görülmesiydi. Halk müziğinin yeterli ilgi görmemesiydi. 50'li yıllar döneminde Türk sanat müziği asil bir görünümdeydi. Batı müziği asil bir görünümdeydi. Meselâ, Elvis Presley rock ile çıkmıştı ortaya. Bizim grubumuz içinde çok çeşitli arkadaşlar vardı, sanat müziği sevenler, Elvisçiler ve halk müzikçileri. Bağlamanın haricindeki rock müzikçiye ya da sanat müzikçiye kaliteli adam gözüyle bakılıyordu. Bu benim zoruma giderdi. Niye bunu böyle yapıyolar diye sinirlenirdim. Bu enstrümanın ne suçu var diye, bu bizim yapımız diye geliştirmek isterdim. Bunun için bağlamayla sanat müziği parçaları, batı müziği parçaları çalardım. 10 yaşımdan itibaren ritm ve bağlamanın gelişmesinin nerelerde olacağını kestirmeye çalışıyordum. Uzun yıllar bunun mücadelesini verdim ben. Öyle topluluklar vardı ki hiç Türk müziği dinlemezlerdi, onlara Türk müziği dinletmeye çalıştım, üstelik bağlamayı dinletmeye çalıştım ve dinlemişlerdi. O hırsla ben bayağı yol almıştım bağlamada."


    Vedat Yıldırımbora:
    "Kıro sazı", "çoban sazı" gibi ağır tabirler kullanıyorlardı. Ama normal klarnetçinin zor çaldığı ya da çok iyi bir kemanistin çalamadığı olayları Orhan bey çalardı. Hepimizin ağzı bir karış açık kalırdı. Gencebay'ın bağlamayla her şeyin çalınabileceğini ispatlaması onların bakış açılarını olduğu gibi değiştirdi."

    Gencebay ve Bağlama konusuna yazmak söylemek istediğim daha çok şey var, bir gün oturup uzun uzun yazmak lâzım. Elektro bağlamanın Türk müziğine girmesinde Orhan Gencebay'ın rolü meselâ. Ya da herkes 4 telli bağlamayı İsmet Topçu'nun buluşu zanneder, ama ilk 4 telli bağlamayı 35 yıl önce Ragıp Akdeniz'e Orhan Gencebay ve Arif Sağ beraber deneme amacıyla yaptırmıştır. Şimdi ise Orhan Gencebay, Türk müziğinde yeni bir enstrüman neslinin doğmasına vesile oldu: O enstrümanın adı da divane, bunu bilen biliyor. O, bağlamaya bütün kazandırdıklarıyla, tekniğiyle, kendisinden sonra gelen virtüözlere örnek ve esin kaynağı olmasıyla bağlamada ekol olmuş, adını tarihe yazdırmış bir isim.

    --
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net
  • Orhan Gencebay'ın Müziğine Neden Arabesk Dendi

    Fev 19 2009, 4h35 por divanist

    GENCEBAY'IN MÜZİĞİNE NEDEN "ARABESK" DENDİ?

    "Orhan Gencebay'ın müziğine neden arabesk dendi, Orhan Gencebay'a neden arabeskin kralı deniyor?" konusuna geçmeden önce, "Arabesk nedir?", "Arabesk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?" konuları netleştirilmelidir.

    "Arabesk" kavramının müzikal anlamda Türkiye'de kullanılmasının tarihçesi hakkındaki irili ufaklı çalışmalar arasından en kapsamlı nitelikteki içeriği sunan üç önemli kaynak tespit ettim:

    Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski - Meral Özbek (İletişim Yayınları, ISBN 9754701954)
    Türkiye'de Arabesk Olayı - Martin Stokes (İletişim Yayınları, ISBN 975470649)
    Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik - Nazife Güngör (Bilgi Yayınevi, ISBN 975494153x)

    Bunların üzerine Orhan Gencebay'ın bugüne kadar yazılı medyaya vermiş olduğu röportajların külliyatı da dahil edilirse, sanıyorum konu hakkındaki en gerçekçi sağlamaya ancak böylece varılabilir. Çünkü Orhan Gencebay müziği hakkındaki en doğru bilgilere ve değerlendirmelere öncelikle Orhan Gencebay'ın kendisinden ulaşılabilir.

    Arabesk müzik kavramının doğuşu hakkında özet bir metine, Meral Özbek'in kitabından derlediğim haliyle, "Arabesk Tanımına Eleştiri ve Arabesk Müziğin Kökenleri" makalesinden ulaşılabilir. Okunmasını şiddetle öneririm.

    Arabesk müziğin doğuşu meselesi yalnızca belli bir müzik türünün oluşmasını açıklamakla kalmayacak derecede çeşitli ilintileri olan bir konudur. Arabesk müziğin doğuşu meselesi aslında Türk Müziği'nin ileriye doğru evrimi meselesidir, başlı başına Türk Müziği'ni ilgilendiren bir konudur. Türk Müziği-Arabesk Müzik gibi bir ayırım yapmak en baştan hataya düşmektir. Çünkü Türk müziğinin karşısına, Türkçe sözlü Arap müziği konacaksa, buna ancak Arap aranjmanı/adaptasyonu denebilir. 60 ve 70'ler boyunca birçok Fransız adaptasyonunun "Türk Pop Müziği" veya "Türk Hafif Batı Müziği" başlıkları altında sunulması da buna benzer bir hataydı. Halbuki bizim bu başlıklar altında batıdan aldığımız müziğin üzerine Türkçe söz yazmaktan başka yaptığımız birşey yoktu (bu söz yazarlarının başını Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, Fikret Şeneş ve Ülkü Aker çekiyordu), yani Türk Müziği olarak biz birşey yaratmadık veya ortaya koymadık ki bunun başına Türk ekleyebilelim. Bunlara "Türk" denmesine rağmen, Arap müziğinin doğrudan alınıp üzerine Türkçe söz yazılmasıyla hiçbir ilgisi bulunmayan Orhan Gencebay Müziği'ne "arabesk" dendi... "Arap'tan alınma", "Türk müziği değil" anlamında...

    Hemen şu konuya girmek gerekir ki, Türkiye'de "arabesk müzik" kavramı Orhan Gencebay'ın müziği ile doğmadı. Orhan Gencebay, "arabesk müzik" olarak nitelendirilen ilk serbest çalışmalarını 1966-67 yıllarında yapmıştır. Arabesk müzik ise Türkiye'de kavram olarak 1940'lı yılların ortalarında kullanılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda ilk "arabeskçi" sıfatı atfedilen kişi de Türkiye'de bugün "Klâsik Türk Müziği'nin üstadı" olarak adlandırılan Sadettin Kaynak'tır.

    Cumhuriyetin ilânıyla, Türkiye'de resmî müzik politikası olarak "Batı Müziği'ni okutmak, dinletmek ve yaymak" benimsendi. Bu politika gereği, Türk Müziği öğrenimi okullardan kaldırıldı. Radyoda Türk müziği bir süre hiç çalınmadı. Okulların dışında, alaylı gelenekte Türk Müziği'nin öğretildiği mekânlar olan tekkelere de kilit vurulduğu için; Türk Müziği'ni öğrenme ve öğretme imkânı oldukça kısıtlı kalmış oldu. Bu şu demektir: Osmanlı'dan bu yana kendi içinde bir sistem geliştirmiş olan yüzlerce yıllık bir birikim (Klâsik Osmanlı Müziği ve Türk Halk Müziği olarak iki ana başlık altında toplanabilir), bilimsel araştırma, ilerileme ve nazarî(teorik) çalışmalardan bir anda mahrum kaldı demektir.

    Bu kısıtlamalar halkın yüzlerce yıldır dinledikleri müzikleri pratikte kulaklarından ve hafızalarından bir anda silemedi tabii ki. Halk bu zevkini yüzlerce yıldır olduğu gibi kendi arasındaki etkinliklerde sürdürmeye devam ediyordu, çoğunlukla yerel çalgıcılar vasıtasıyla. Gelenek de böyle sürdürülüyordu. Öğretme olayı da eski kuşaktan görme, sonraki kuşağa aktarma şeklinde. Bu görme-aktarma süreçlerinde birçok birikim kayboluyordu ve tam sağlıklı bir aktarma da yapılamıyordu, çünkü yurdun dört bir yanındaki yerel sanatçıların genellikle yazılı kaynaklardan yoksun rastlantısal birikimleriydi bunlar.

    Türk Müziği'nin çalınması ve dinlenmesi bağlamında, halkın elinde bulunan yerel sanatçılar dışındaki imkânlar, radyo ve taş plâklardı. Halk dediğimizden neyi kast ediyoruz belirtmekte fayda var. 30'ların 40'ların Türkiye'sinde halkın %80'i kırsal yerleşim yerlerinde yaşamaktaydı. Bu kesim zaten kent yerleşim yerlerinde bile kısıtlı olan radyo ve gramofona çok nadir ulaşabiliyordu. Bu bakımdan, Türkiye'de müziğin gelişimi ve değişimi, gelişim ve değişim dinamiklerine en fazla sahip olan yerleşimler olan kentsel yerleşim alanlarında gerçekleşmiştir. Kırsal kesim ise, daha uzun yıllar, önceden beri olduğu gibi yerel sanatçılar geleneği ile bu ihtiyacını gidermiştir. Kent ortamında dahi radyoda Türk müziği dinlemenin kısıtlı olduğu, yabancı bir-iki şirketin hakimiyetinde olan gramofon ve taş plâk sektöründe de Türkçe taş plâkların fazla yaygın olmadığı bir dönemde; alaylı kültürün, usta-çırak geleneğinin, ortaoyunlarının, eğlencelerin ve düğünlerin, dinî ayinlerin sunduğu müzikal ortam kalıyordu geriye...

    İşte 30'lar boyunca bu ortam sürüp giderken, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla müzikal olarak değişik bir imkân ile tanıştı kent halkı. Özellike kent halkı diye belirtiyorum, çünkü "sinema" imkânından yararlanabilen kent halkıydı. O yıllarda en iptidaî noktadan başlatırsak aşağı yukarı zaten 20 yıllık bir geçmişi olan Türk sinemasının "gezici sinema"ları birden bire büyük rağbet görmeye başladı. Bunun sebebi, o zamana kadar Amerika'dan yapılan yabancı film ithalâtının savaş koşulları nedeniyle sekteye uğraması, o sıralarda sinema sektöründe atılım gerçekleştiren ve açık pazar durumunda olan Mısır'dan film ithâl edilmeye başlanmasıydı. Bu filmler, "müzikal" olarak tabir edebileceğimiz, şarkılı-dramatik film konseptindeydiler. Halk bu filmlere büyük ilgi gösteriyordu. Mısır'dan ithâl edilen filmlere gösterilen bu ilginin biricik nedeni, filmlerdeki müziklerin halkın kulak duyumuna yabancı değil, karakteristik anlamda tanıdık olmasıydı. Kent halkı, Türk Müziği dinlemenin kısıtlı ortamında, bireysel veya dar gruplar olarak değil, kitlesel anlamda müzik dinleme imkânını ancak sinemalarda böylece bulabiliyordu. Kitlesel olarak ulaşabildiği bu müzik hem Türk müziğine çok yakındı, hem de halkın reddetmesine sebep olmayacak derecede iyi yedirilmiş yeni unsurlar da içeriyordu. Burada hemen not etmek gerekir ki, Mısır müziği, batı müziğinin ortadoğuya giriş adresidir. Bunu 1800'lü yıllardan beri çeşitli batı milletleri (Fransızlar, İngilizler) tarafından uzun süre işgal altında kalmış olmasına bağlayabiliriz. İkinci bir önemli not da, Arap Müziği-Türk Müziği ilişkisidir. Bu ayrıca ele alınabilecek uzun bir konudur. Çok kısaca değineceğim: Arap coğrafyası, yüzyıllarca Osmanlı hakimiyeti altında kaldığından, bu uzun süreçte kültürel alışveriş dahilinde müzikal alışveriş de kaçınılmaz olarak yaşanmıştır. Birçok Türk müziği enstrümanı, Arap müziğinde de aslî olarak kullanılmaktadır. Birçok Türk müziği usül ve makamı, Arap müziğinde de sıkça görülebilmektedir. Yüzyılların etkileşiminin doğal sonuçlarıdır bunlar. Orhan Gencebay bu durumu Meral Özbek'e "Türk müziği ile ortadoğu müzik türü adeta kardeştir." diyerek tarif etmektedir. Mısır müziğinin, sinema aracılığı ile Türkiye'ye girişiyle kazandığı popülerlik, yeni bir yasakla, Arapça sözlü şarkıların yasaklanmasıyla örselendi. Fakat bu da öngörülemeyecek şekilde yeni bir trend oluşturdu: Mısır müziği adaptasyonu/aranjmanları. Yani, Mısır filmlerinin müziklerinin üzerine Türkçe söz yazılarak okunması. Bu trend çok büyük başarı yakaladı. Halk kendine yakın bulduğu müziği Türkçe sözlü olarak da dinleme imkânına kavuştu. Örneğin, Hafız Burhan'ın, Mohamed Abdel Wahab'ın Aşkın Gözyaşları şarkısının Türkçe bir aranjmanını plâğa okumasıyla yer yerinden oynuyor, plâk oldukça rağbet görüyordu. Bundan sonra trend artık üç şekilde devam ediyor: Mısır müziklerinin üzerine Türkçe sözlü aranjmanlar, müzikal Mısır filmlerinin konseptinde olan müzikal Türk filmlerinin çekilmeye başlanması, en sonunda aranjman olmayan (yani Arap müziğinin alınıp üzerine söz yazılmasıyla yapılmayan), Türk bestecilerin Mısır müziğinden esinlenerek şarkılar bestelemeleri ve okumaları. Bu konseptteki filmlerin oyuncularının başını Müzeyyen Senar ve Münir Nurettin Selçuk çekmiştir. Yani Türkiye'de 70'lerden bu yana ve bugün hâlâ "şarkılı-türkülü film" diye küçümsenen tarzın ilk örneklerini Klâsik Türk Müziği kategorisinde gösterilen sanatçılar vermişlerdi. Ve bugün "arabesk müzik" denen ve Arap müziğinden alındığı söylenen müziğin ilk örneklerini de, o yıllarda bu tarz filmler için beste yapıp okuyarak meşhur olan saadettin kaynak, M.N.Selçuk, Şerif İçli, Selahattin Pınar gibi isimler vermişlerdir, ki bu isimler de bugün Klâsik Türk Müziği ustaları olarak anılmaktadırlar. "Arabesk müzik" kavramı da bu bağlamda ilk defa bu isimlerin ürettikleri müzikler için kullanılmıştır, "Arap gibi, Arapvarî müzik, Arap müziğinden esinlenme" anlamında.

    Arabesk müzik kavramının genel olarak kullanılmaya başlaması ise, Saadettin Kaynak vs.döneminden sonra, Suat Sayın ile olmuştur, bu da 1960'lı yılların başına takabül eder. Suat Sayın'ın Ahmet Sezgin'i meşhur eden Sevmek Günah Mı parçasının müziğinin aslında Abdülvahab'a ait olduğu ortaya çıkınca, arabesk kavramı iyiden iyiye yayılmaya başlar. Arabesk denmesinin bunun dışındaki en temel sebebi, orkestradır. Suat Sayın'ın bestelerinde kullandığı orkestranın temel özelliği, çoksazlı olmasıydı. Yani Türk müziğinde olduğu gibi bir ud, bir yaylı tambur, bir def vesaireden ibaret değil, Arap müziğine özgü olan 10 küsur kişilik yaylı grubunu bir arada kullanması, Suat Sayın'ın müziği için "arap gibi" deyiminin kullanılmasına sebep olmuştur. Arap müziği çoksazlılık anlamında Türk müziğinden önde ve batı müziği ile bizden daha önce tanışmış bir müzikti.

    Orhan Gencebay'ın da aynı orkestrasyon anlayışını 1966 yılında Ahmet Sezgin için yaptığı, sözü-müziği kendisine ait olan Deryada Bir Salım Yok parçasında kullanması, Gencebay'ın "arabesk müzik" tanımlamasıyla ilk defa böylece karşılaşmasına sebep olmuştur. Suat Sayın'ın Sevmek Günah Mı parçasının aksine, Arap müziğinden bir adaptasyon, Arap müziği üzerine Türkçe söz yazma söz konusu değildi. Fakat kullanılan orkestrasyon anlayışı çoksazlıydı. Sonuçta, arabesk hikâyesinin Orhan Gencebay ile ilgili kısmı burada başlamaktadır.

    Yazının başında arabeskin bir Arap müziği meselesi değil, Türk müziğinin ileriye doğru evrimi ve zenginleşmesi meselesi olduğunu söylemiştim. Batıcıların bu evrimden anladığı şey tamamen farklıdır. Onlara göre, Türk müziğinin evrimi, batı müzik sistemini aynen almak ve Türk müziği kurallarını terk etmek şeklinde olmalıydı. Fakat işte burada sormalıyız ki batı müziğinin aynen alınmasıyla başına Türk etiketi koymak ne kadar mantıklıdır? Türk'ün yarattığı, kattığı birşey var mıdır buna? Bu evrim, Türk müziğini silerek değil, onun üzerine inşa edilerek yapılabilirdi ancak, öyle de oldu. Müzikal evrimin iki unsuru vardır: 1)Çoksazlılık, 2)Çokseslilik. Mısır müziği üzerinden gelen çoksazlılık ve Batı müziği üzerinden gelen çokseslilik Türk müziği üzerine inşa edilmiştir. Türk müziğinde çoksazlılık, çokseslilikten önce yaygınlaştığı için batıcılar buna tepki göstermişlerdir. Tek sesli fakat çok sazlı olan Türk müziğini (bunun içinde arabesk müzik, Türk sanat müziği ve Türk halk müziği vardır) kıyasıya eleştirmişlerdir. Çokseslilik Türk müziğine 3 koldan girmiştir: 1)1964 yılında kurulan TRT'nin, 70'li yıllarda Türk müziğini çoksesli icra etme çalışmaları. 2)Türk halk müziğini bağımsız sanatçıların çok sesli adapte etme çalışmaları, özellike Anadolu Pop ve Anadolu Rock. 3) Klâsik Türk Müziği geleneği ve Orhan Gencebay'ın müziğinin etkileşimiyle Türk Sanat Müziğinde çokseslilik çalışmaları.

    Üçüncü grubu burada açmak gerekir. Çoksazlılık, yani orkestra anlayışı Türk Müziği'nde Suat Sayın ile başlamış, Orhan Gencebay ile de gelişmiştir. Türk müziğinde orkestrasyon anlayışını olgun anlamda ilk olarak Orhan Gencebay oluşturmuş ve onun çalışmalarıyla bu anlayış, Gencebay müziğinin dışında Türk Sanat müziği ve Türk halk müziğinde de kullanılmaya başlanmıştır. Elbette ki ilk zamanlar TRT buna karşı çıkmıştı. Fakat zamanla, radyo ve TV'de çalınması yasaklı olan Orhan Gencebay müziğinin zengin orkestra anlayışını TRT de kullanmış ve bu noktadan sonra da bir daha vazgeçmemiştir. Yani bundan bir Türk müziği eserinde ve orkestrasında, Türk müziği enstrümanlarının yanında batı müziği enstrümanlarının da kullanılabilmesini, yaylı grubu (keman, viyola, viyolonsel, kontrbass) kullanılabilmesini, ritm enstrümanlarının ağırlık kazanmasını ve belirginleşmesini kastediyoruz. İşte bunu TRT Müzik Dairesi Eski Başkanı Doç.Dr. Süleyman Ergüner "Biz 3-4 sazla bir araya gelerek radyoda program yapardık. Orhan bey bunu kırdı. Bütün enstrümanları aldı." diyerek açıklamıştır. Orhan Gencebay'ın Türk müziğine kazandırdığı çoksazlılık anlayışı ile evrimin birinci aşaması gerçekleşmiştir. Bu anlayış da birebir Mısır müziğinden alınma şekliyle değil, yine Orhan Gencebay'ın başını çektiği uzun uğraşlar, deneyler, stüdyo çalışmaları, enstrümanist yetiştirme safhası, Türk müziği enstrümanları ile batı müziği enstrümanlarını birbirine adapte etmek gibi 10-15 yıllık bir periyod sonunda belli bir seviyeye ulaşabilmiştir. Evrimin ikinci aşaması olan Türk müziğinde çokseslilik ise, yine Orhan Gencebay'ın da içinde bulunduğu, Anadolu Pop, yeni nesil Türk Sanat Müziği, Türk Hafif Batı Müziği sanatçılarının, bestecilerinin ve aranjörlerinin, bazıları birbirinden bağımsız, bazıları kollektif olan yüzlerce çalışmaları sonucunda, 15-20 yıllık bir periyod içinde yerleşebilmiştir. Çoksesliliğin gelişmesinde, çok kanallı kayıt imkânı veren teknolojinin 70'lerin ortalarından itibaren Türkiye'ye girişi de önemli rol oynamıştır.

    Asıl konuya dönersek, Orhan Gencebay'ın müziğine "arabesk" denmesinin yukarıda açıkladığımız müzikal sebepler dışında, bir de sosyolojik sebepleri bulunmaktadır. Örneğin, "arabesk" kelimesinin bir sınıfsal sıfat veya değer ölçüsü olarak kullanılması. Müzik sosyolojisi anlamında "arabesk", Klâsik Türk müziği ve Batı müziği muhafazakârları tarafından "yoz müzik, bozuk müzik, kötü müzik" anlamında bir aşağılama ifadesi olarak kullanılmıştır. Bunun iki gerekçesi vardır: Birincisi, arabeskin Arap müziğinden alınıp Türk müziğini bozduğu ve yozlaştırdığı iddiası. İkincisi, arabesk müzik dinleyenlerin köyden kente göçmüş, fakir, eğitimsiz, kent yaşamına uyum sağlayamamış, kültürel olarak yozlaşmış insanlar olduğu iddiası. Her iki temelde de, hem müziğin kendisi hem de dinleyenleri "yoz" olarak nitelendirilmiş ve "arabesk" ifadesi de bunun için kullanılan bir aşağılama deyimi olmuştur. Orhan Gencebay'ın müziğine arabesk denmiş ise, müzikal bir tahlil yapmaktan çok bu amaçla denmiştir. Orhan Gencebay'ın kendi deyimiyle, Orhan Gencebay müziğini müzikologların incelemesi gerektiğinden çok sosyologlar incelemişlerdir. Sosyologların, seçkinci elitlerin, Batı ve Türk müziği bağnazlarının bir saldırı aracı olarak kullandıkları "arabesk" ifadesi, medyanın da yoğun ilgisi ve lansesi ile genel-geçer kabul gören bir kavram olarak kalmıştır. Özellikle, Orhan Gencebay'dan sonra gelen ve Orhan Gencebay ekolü üzerinden müzik yapmaya çalışan kişilerin bu ifadeye Orhan Gencebay kadar karşı çıkmayışları ve karşı çıkabilecek müzikal bilgi ve birikimden de çoğunlukla yoksun olmaları sebebiyle, "arabesk müzik" bir kategori olarak Türkiye'de kabul görmüştür. Denilebilir ki Orhan Gencebay bu savaşta yalnız kalmıştır. Burada Orhan Gencebay'ın neden "arabesk" tanımlamasına karşı çıktığını açıklamak bu yazının amacı olmamakla birlikte ayrı bir inceleme konusudur.

    Yazar: Soner Güler

    --
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net

    etiketler: , , , , , , , , , , , , ,
  • Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR

    Fev 19 2009, 4h21 por divanist

    Birçoğumuz yıllarca Orhan Gencebay'ı "arabeskin kralı ve yaratıcısı" diye tanıdık. Daha doğrusu öyle "tanıttılar".

    Neden?
    "-Ne biçim soru bu canım! Her yerde, herkes öyle diyor çünki. Bu herşeyi açıklamaya yeterli bir neden değil mi yani?!"

    Peki, hafızanızı yoklayın, Orhan Gencebay'ın ağzından "Ben arabeskçiyim" veya "arabeskin kralıyım" diye bir ifade duydunuz mu?

    75 milyonluk Türkiye'de, Orhan Gencebay'ın, kendi müziği için yapılan "" tanımlamasını reddettiğini, hiçbir zaman kabul etmediğini bilen KAÇ kişi var?

    Orhan Gencebay, bir müzik türünün yaratıcısıysa, o türün adını koyma hakkı da kendisinde değil midir? Kendi müziğine "Arabesk" adını Orhan Gencebay mı koymuştur? Kim koymuştur, koyarken Orhan Gencebay'a sormuş mudur?

    Orhan Gencebay'ın yerinde olmak zor... Dünyada, ülkenizde, çevrenizde, sizi size sorma gereği duymadan farklı şekilde anlayan ve tanımlayanların çoğunlukta olması, fantastik bir kâbus senaryosu gibi geliyor bana. Ama Orhan Gencebay, 70'li yıllardan beri, 40 yıldır sabırla, tüm hoşgörüsüyle, yüzündeki peygamber ifadesiyle bıkmadan usanmadan hâlâ kendisini, kendi müziğini anlatmaya çalışıyor:

    "Arabesk deyimi beni tanımlamaya yetmez"
    (Sabah-18-04-2004)
    http://arsiv.sabah.com.tr/2004/04/18/cp/rop101-20040418-102.html

    "Yaptığım müziğe 'Arabesk' ismini ben koymadım."
    (Akşam-29.07.2001)
    http://web.archive.org/web/20070915105035/http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2001/07/29/yazidizi/yazidizi2.html

    "Benim yaptığım 'Serbest Türk Müziği' çalışmaları."
    (Milliyet- 4 Ocak 2003)
    http://www.milliyet.com.tr/content/kadin/kad015/kadin38.html

    "Müziğime arabesk denmesi çok saçma. Bu kavram hem yeterli değil, hem de yanlıştır."
    (Tercüman- 16 Temmuz 2004)
    http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=64&yazitar=26.04.2005&yaziid=12239

    "Ben arabeskçi değilim, Gencebay müziği yapıyorum."
    (Sabah-18-5-2005)
    http://www.sabah.com.tr/2005/05/18/gny/gny107-20050518-200.html

    "Arabesk değil Gencebay tarzı"
    (Türkiye-16.01.2005)
    http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=232696

    "Ben arabeskçi değilim. Arabesk terimi ayrı bir şey. Arabesk Arap etkinliği demektir. Benim yaptığım çalışmalar Arap etkinliği değil."
    (Aksiyon-14.03.1998)
    http://web.archive.org/web/20040607085858/http://www.geocities.com/gencebayorhan/8.htm

    "Ben Türk müziğinin devamıyım."
    (Radikal-5.2.2007)
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212168&tarih=05/02/2007

    Orhan Gencebay kendi müziği için yapılan "arabesk" tanımlamasını hiçbir zaman kabul etmemiştir. Onun müziği başta Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği'nin bir sentezi olmak üzere, Klasik Batı Müziği, Akdeniz Müziği (Yunan, Latin, İspanyol), Hint Müziği, Jazz ve Rock etkilerinin de yer aldığı nevi şahsına münhasır GENCEBAY MÜZİĞİ'dir.

    Bu konu hakkında daha detaylı açıklamalar:
    LastFM Grubumuz: Orhan Gencebay Arabeskçi DEĞİLDİR Diyenler
    Arabeskin Kralı Orhan Baba klişesinin giremediği tek site: Www.Orhanabi.Net

    --
    etiketler: , , , , , , , , , , ,

    ______________________________________________