Sat 1 Sep – Rock'n Coke 2007
Sat 1 Sep – Rock'n Coke 2007
İnsan iki günlük bir festivali neresinden anlatmaya başlayabilir ki? Şimdi eksiklerden gediklerden dem vurabilirdim ama Rock’n Coke organizatörleri 5nci senelerinde yeteri kadar tecrübe kazandıklarını gösterdiler, şikayet edilebilecek, eksiklik olarak yorumlanacak bir şey dikkatimi çekmedi açıkçası.
İlk günün açılışını yapan
Aslı’nın son iki parçasına ancak yetişebildim. Sahnede fantezi iç çamaşırından bozma, gelinlik benzeri kırmızı kıyafetiyle şirin ile komik olmak arasındaki sınırları zorluyordu bana kalırsa, neyse ki bu konuda fazla kafa yormama gerek kalmadan bitti, yoksa sahneye bakmadan dinlemek zorunda kalacaktım, severim çünkü kendisini, bence Aslı Türkçe pop rock’ın başarılı bir temsilcisi. Ve arkasından, bu seneki Türk grupları arasında en çok izlemek istediğim
Gripin sahneye çıktı. İlk albümlerinin akustik yorumlarla desteklenmiş çift cd’lik ikinci baskısı çıktıktan sonra önemli bir yükseliş yakalayan Gripin’i daha önce sadece bir kere, tek bir parçalarıyla, başkasının sahnesine konuk olarak çıktıklarında izleyebilmiştim. Tarzları, soundları, şarkı sözleri ile fazlasıyla beğendiğim Gripin’le ilgili büyük beklentilerim vardı ve beklentilerim boş çıkmadığı için de çok memnun oldum. Sahneye Ferman Akgül’ü davet etmeleri ve albümde de beraber seslendirdikleri Baba Mesleği’ni beraber söylemeleri güzel bir sürpriz oldu. Acaba
Pamela ve
Emre Aydın da gelir mi diye meraklandıysak da o kadar ileri gitmediler. Seyircinin büyük bir kısmının Gripin şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etmesi de ayrı bir güzeldi.
Badly Drawn Boy’da ise insanların daha az ilgili olması benim çok işime geldi çünkü bu sayede en öne kadar ilerleyip bu şahane adamı ve ekibini çok yakından izleme şansım oldu. All Possibilities çalmaya başladığında ise keyfime diyecek yoktu. Umarım tekrar gelir ve bu sefer daha küçük bir mekanda, özellikle kendisini dinlemek için gelen seyirciler için bir konser daha verir. Akşamın ağır toplarına enerji saklamak için
Within Temptation’ı biraz uzaktan ve oturarak izledim. Pek benim haşır neşir olduğum, dinlediğim bir tarz olmadığı için çok fazla ilgimi çekmediyseler de performanslarına söyleyecek hiçbir şeyim yok. Gayet eğlenceli görünüyorlardı, eminim sevenleri için tatmin edici olmuştur.
Rashit vs.
Teoman olayına ise söyleyecek laf bulamıyorum. Bu karşılaşma/buluşmanın gerçekleşeceği açıklandığından beri çeşitli yerlerde bir sürü yorum yapıldı, yılın olayı gibi yansıtıldı, hatta bu çalışmanın ürünlerinin bir ep olarak yayınlanacağı yazıldı. Eminim benden farklı düşünenler çıkacaktır ama bana göre sahnede 50 dakikalık bir rezalet izledik, başka hiçbir şey değil. Uyumsuzlardı. Keyifsizlerdi. Başka da söyleyecek bir şey düşünemiyorum. Birazdan sahneye
Chris Cornell’in çıkacağını kendime hatırlatıp bu hayal kırıklığının etkisini üstümden attıktan sonra sahneye mümkün olduğunca yaklaştım ve (benim için) günün adamını beklemeye başladım.
Chris Cornell tahmin ettiğim gibi ikinci solo albümündeki parçalara ağırlık vermişti, ilk albümden de Euphoria Morning ve Can’t Change Me çalmasını umuyordum ama çalmadı ne yazık ki. Ancak onun yerine
Soundgarden ve
Audioslave dönemlerinden repertuarına eklediği Black Hole Sun, Spoonman, Be Yourself, Cochise, Doesn’t Remind ve Original Fire beni de seyirciyi de kendinden geçirmeye yetti. Akustik olarak yaptığı
Michael Jackson’ın Billy Jean coverı ise ayrı güzeldi. Tamam artık, bundan daha fazlası olamaz zaten derken. Bir zamanlar bir arkadaşımla beraber söylediğim bir şarkı vardı diye söze girdi ve hiç beklemediğim, ihtimal dahi vermediğim,
Temple of the Dog projesinde
Eddie Vedder ile beraber söylediği Hungerstrike’ı çalmaya başladı. Tamam dedim kendi kendime, artık mutlu bir insan olarak ölebilirsin. Aslında şimdi düşünüyorum da, solo çalışmalarına o kadar da ağırlık vermemiş, dengeli bir karışım yapmış. Hazır bu kadar önlere kadar gelmişken yerimi kaybetmeyeyim ve
The Smashing Pumpkins’i de buradan izleyeyim dedim. Dedim demesine de, Chris Cornell’den sonra o kadar etkisiz, o kadar sönük geldiler ki anlatamam. James Iha ve D’arcy’nin yokluğu kesinlikle hissediliyordu. Billy Corgan grubunu ve şarkılarını kurtarmak için çok uzun süre mücadele etti, biliyorum, ama belki de öyle bırakmalıydı. Ne bileyim,
Zwan ya da solo olarak kariyerine devam edebilirdi, The Smashing Pumpkins de daha güzel anılarla aklımızda kalırdı. Çok hızlı çalınmış, neredeyse geçiştirilmiş bir Zero hatırlıyorum bu performanstan, o kadar. Benim hatırladığım ve sevdiğim The Smashing Pumpkins değildi sahnedeki. Ama her şeye rağmen
Billy Corgan ve Pumkins’in geri kalanına buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Her ne kadar beklediğim/umduğum gibi olmadıysa da uzun zamandan beri kurulan bir rüyayı gerçekleştirdiler benim için. Corgan’ın Kapalı Çarşı’dan 100 ytl’ye aldığını söylediği Türkiye t-shirt’ünü sahnede giymesi de ayrı bir şirinlik örneği olarak hafızalarımızda yer etti.
İkinci günün ilk grubu
110’un da son 4-5 parçasına yetiştim. Türkçe Alternatif Rock’ın önemli işler yapan bir temsilcisi bence 110. İzlediğim kadarıyla canlı performanslarını da beğendim. Açılış grubu olarak yerinde bir seçim olmuş. İkinci grup için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama.
Avid denilen bu lise öğrencilerinin ismini festival programı açıklanana kadar ne duydum ne gördüm. Albümlerini de hiçbir yerde bulamadım, yani bu çocuklar ya albüm yapmamış ya da yapmışlar ama hiç kimsenin ilgisini çekmemiş. Tarz olarak da nereye oturtacağımı bilemedim.
Fall Out Boy ve
Maroon 5’in bir karışımı gibiydi, ama kötü bir karışımı gibi. Avid yerine yine başka bir Türk grubuna yer verilseydi daha iyi olabilirdi, veya en azından bildiğimiz birileri olsaymış.
Hayko Cepkin’in performansı için aslında özel bir sayfa ayırmak gerekir ama o kadar ayrıntıya girmeyeceğim, zaten fazlaıyla uzun bir yazı oluyor. Sahne şovu konusunda biraz istek ve çalışma ile neler yapılabileceğini çok güzel gösterdi herkese. Sahneye sürüklenerek çıkartılan kozayı parçalayıp içinden çıkması, bunu takip eden 50 dakikalık şov için muhteşem bir açılış hareketiydi bence. Beni rahatsız eden tek şey grup elemanlarının Çin lokantası garsonlarını hatırlatan tek tip kıyafetleri oldu. O da rahatsız etmekten çok güldürdü aslında. Hayko Cepkin’den sonra sahneye çıkacak olan
Özlem Tekin’den önce biraz dinlenmek için otoparka gittiğimiz ve dinlenme kısmını fazla uzattığımız için bu gösterinin büyük bir kısmını kaçırdım. Konser alanına geri dönüp Özlem Tekin’i sahnede 8 parçalık bir yaylı grubu ile gördüğümde ise kahroldum. Öğrendiğime göre büyük bir kısmında ses konusunda teknik sorunlar yaşanmış ve pek keyifli olmamış ama yine de Özlem Tekin’i bu şekilde daha fazla görmek isterdim. Türk heavy metal’inin ağır ağabeyleri
Pentagram sahneye çıktığında ise 20 yıllık tecrübelerini seyircinin üstüne boca ettiler resmen. Ben heavy metal dinleyicisi değilim ama Pentagram karşısında saygı ile eğiliyorum. Hem yaptıkları müzikten hiçbir zaman ödün vermediler hem de bu tavırları ile bugün sırayla albüm çıkartabilen birçok genç rock müzisyeni için de birçok kapıyı araladılar. Tarkan Gözübüyük’ün de beğenerek dinlediğimiz birçok albümün prodüktörlüğünü yaptığın hatırlatmaya gerek bile yok.
Manic Street Preachers. “Nasıl olur da alt grup olur, esas bu adamların headliner olması gerekirdi.” Bu sözleri birçok defa duydum. Ancak ben hayıflanmak, Manic ve
Franz Ferdinand’ı karşılaştırmak yerine konserde iki headliner vardı şeklinde düşünmeyi tercih ediyorum. Gerçekten de Manic Street Preachers sahneden indiğinde “tamam arkadaşlar, festival bu kadar, gidebilirsiniz” şeklinde bir anons yapılsaydı birçok kişi itiraz bile etmezdi. Hem yeni albümden Your Love Alone ve Autmn Song gibi parçaları hem de artık klasikler arasına giren If You Tolerate This ile 40 gün 40 gecelik düğün tadında bir müzik ziyafeti yaşattılar bize ve yakında tekrar gelme sözleri vererek sahneyi Franz Ferdinand için boşalttılar. Kontrolsüz bir şekilde hoplayıp zıplamayı ve insanlara çarpmayı dans etmek zanneden gençlerin arasından sıyrılarak sahneye biraz daha yaklaştım ve ilk albümleriyle efsane mertebesine ulaşan bu adamları pür dikkat izlemeye başladım. İlk parçada Alex Kapronas’ın sesi biraz çatlar gibi olduğunda “eyvah” dedim, “yoksa Franz Ferdinand yalan mı olacak?” Olmadı tabi. Fırtına gibi estiler geçtiler festival alanının üstünden. Goodbye Girl, Auf Achse, 40 ft, Darts Of Pleasure, Dark Of The Matinee, Take Me Out, hangi birini yazayım, muhteşemdiler. Hele bis’de Jacqueline çaldıklarında aklıma Michael Winterbottom’ın 9 Songs filmi ve oradaki performansları geldi ki bu da benim için ekstrası oldu. Gerçekten de kontrolden çıkmış bir yangın gibiydiler, şehri olmasa da Rock’n Coke’u yakıp geçtiler.
110AslıAvidBadly Drawn BoyChris CornellFranz FerdinandGripinHayko CepkinManic Street PreachersÖzlem TekinPentagramRashitThe Smashing PumpkinsTeomanWithin Temptation